DOLAR 7,5575
EURO 8,9826
ALTIN 473,903
BIST 1111,96
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 25°C
Rüzgarlı

COVID-19 savaşçısı anne bebeğini 45 gün sonra kucağına aldı

Koronavirüse yakalanan 34 yaşındaki Nilüfer Gündüz, iki oğlu ve 1,5 kilo doğan minik bebeği için yaşam mücadelesi verdi. Hayata tutunan savaşçı anne zor günlerini, “Çocuklarım için mücadele etmem lazımdı” sözleriyle anlattı.

COVID-19 savaşçısı anne bebeğini 45 gün sonra kucağına aldı
22.05.2020 17:05
A+
A-

İstanbul’da yaşayan Nilüfer ve Mehmet Gündüz çifti, iki oğlunun ardından kız çocuk hayalini gerçekleştirmek istedi. 34 yaşındaki Nilüfer Gündüz, gebeliğinin 31. haftasında soğuk algınlığı belirtileriyle gebelik takibinin yapıldığı Kartal Lütfi Kırdar Eğitim Araştırma Hastanesi’ne başvurdu. 

Birkaç saat içinde ameliyata alındı 

Koronavirüs şüphesiyle test yapıldı ve durumu iyi olduğu için takip edilmek üzere evine gönderildi. İki gün içinde şiddetli baş ağrısı, halsizlik, yüksek ateş ile fenalaştı ve eşi Mehmet Gündüz, Nilüfer Gündüz’ü 28 Mart gecesi Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi aciline götürdü.

Burada tansiyonunun çok yüksek olduğu saptanan genç kadın, "gebelik zehirlenmesi" nedeniyle hayati risk taşıdığı için, birkaç saat içinde apar topar sezaryen ameliyatına alındı. Nilüfer Gündüz’ün ailesi ve çocukları için verdiği 28 günlük yaşam mücadelesi bu ameliyatla başladı.

[Fotoğraf: DHA]

"Sadece iki kez markete gittim"

Salgın başladığından bu yana kendisini evde sıkı bir izolasyona aldığı halde rahatsızlanınca aklına koronavirüsü getirmediğini söyleyen ev hanımı Nilüfer Gündüz, yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Eve hiç kimseyi almıyordum. Çocuklara bile çok yaklaşmıyordum. Eşim işten geldiği zaman her türlü hijyen tedbirine dikkat ediyordu. O nedenle, üşüttüm herhalde deyip Kartal Lütfi Kırdar Eğitim Araştırma Hastanesi’ne gittim. Covid-19 şüphesi olduğunu söyleyerek numune aldılar ve eve yolladılar. İki gün içinde ciddi bir şekilde baş ağrısı, şiddetli halsizlik, kaslarımda inanılmaz bir ağrı hissetmeye başladım. Gece iyice fenalaşınca eşim Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi aciline getirdi.

Tansiyonumun çok yüksek olduğu söylendi. ‘Yatıracağız’ dediler. Birkaç saat sonra ‘İlaçlar işe yaramıyor, tansiyonunu düşüremiyoruz, serumun bitmesini bile bekleyemeyiz; acilen ameliyata almamız lazım. Gebelik zehirlenmesi oluyor, bebeği almamız gerekiyor’ dediler. Neye uğradığımı şaşırmıştım, ki oğlum da normal doğumla olmuştu. Sezaryen nasıl olacak bilmiyordum. Üstelik bebek daha 7 aylıktı. ‘Daha çok küçük nasıl yaşayacak?’ dedim. 1 kilo 550 gram doğdu kızım. Ameliyat sonrası uzaktan birkaç saniye görebildim bebeğimi.

Çünkü testim pozitif çıkmıştı ve bebeğe yaklaşamazdım. Onda bir şey yokmuş çok şükür. Hemen kuvöze aldılar. Şoke olmuştum, o kadar dikkat etmiştik. Eşim ve çocuklara da test yapıldı ama onlarınki de negatif çıktı. Sadece iki kez markete gitmiştim oysa. Muhtemelen orada kaptım."

"Onun için, çocuklarım için mücadele etmem lazımdı"

Sezaryen sonrası yoğun bakımda izole odaya alınan genç anne, o anki duygularını şu sözlerle ifade etti:

"Hiç kimse yok yanınızda. Elinize kolunuza serumlar bağlı. Cihaz sesleri, ışıklar. Ara sıra hemşireler gelip ayağa kaldırıp yürütmeye çalışıyorlar; uyku uyuyamıyordum. Ailemden haber alamıyordum, telefonum yoktu yanımda. Onlar da ziyaretime gelemiyordu pozitif olduğum için. En çok minik bebeğimi düşünüyordum, acaba yaşıyor mu, sesini duydum ama çok küçüktü, acaba hayatta kalabildi mi diye.

[Fotoğraf: DHA]

Hemşireler fotoğraflarını gösterdiler ama gözümle görmediğim için bir türlü inanamıyordum. Moral vermek için başka bebekleri gösteriyorlar diye düşünüyordum. Sonra yüzünün de göründüğü bir fotoğrafını gördüm. Aynı eşime benziyordu. O zaman dedim evet bu benim bebeğim ve yaşıyor. Onun için, çocuklarım için mücadele etmem lazımdı."

"Tedavi saatim gelse de hemşire girse diye dört gözle bekliyordum"

İlk günler, yoğun bakımda tek başına yattığı izolasyonlu o odada, gün boyu hemşirelerin yolunu gözlediğini anlatan Nilüfer Gündüz, şunları söyledi:

"Ateşim çok yükselmişti. Onun da etkisiyle halüsinasyonlar görmeye başlamıştım. Etrafımda çocuklarım vardı. ‘Niye geldiniz, buraya gelmeyin, size de virüs bulaşacak’ diye onlarla sesli bir şekilde konuştuğumu hatırlıyorum. Hemşireler doktorlar geliyor, tedavileri yapıyor gidiyorlardı. Tek başınıza bir odada, sürekli bir ışık yanıyor, etrafta makinalar, sürekli ses yapıyordu. Uyku uyuyamıyordum. Tedavi saatim gelse de hemşire girse diye dört gözle bekliyordum. Bir kişi gelsin yeter ki, birkaç kelime konuşayım da kızımı, eşimi sorabileyim diye bekliyordum."

"Siz orada bekleyin, sizin için çıkacağım buradan"

İki oğlunu da ardında bırakarak yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren Nilüfer Gündüz, nasıl güçlü durmaya çalıştığını ise şu sözlerle anlattı:

"Evlatlarım için mücadeleyi bırakmayacaktım. Elimde bir fotoğrafları yok, hiçbir şey yok. Ben de yattığım izole odanın camekanın diğer tarafına onların hayalini koydum kafamda. Dedim ‘Siz orada bekleyin, çıkacağım ben buradan. Sizin için çıkacağım!’ Gözümün önünde sadece çocuklarım vardı. Başka hiç kimseyi düşünemiyordum."

"Dört adımlık mesafede maraton koşmuş gibi oluyordum"

Yaklaşık bir hafta sonra yoğun bakımdan normal servise çıkarılan Nilüfer Gündüz, ilk olarak ailesiyle görüntülü telefon görüşmesi yaptığını ve o mutluluğun dünyalara bedel olduğunu söyleyerek "6 gün de normal serviste yattım. Ama son iki günü ciddi şekilde tekrar nefes darlığı başladı. Ateş ya da öksürük yoktu ama nefes darlığı inanılmaz şekildeydi. Dört adımlık tuvalete gidip geldiğimde, sanki bir maraton koşmuş gibi yoruluyordum. ‘Tekrar yoğun bakım için hazırlayacağız’ dediler. Oraya yine geri dönme fikri beni daha da kötü yaptı. Bir öksürük nöbeti başladı. Sonrasını zaten hatırlamıyorum" dedi.

10 dakika süren kalp masajıyla hayata geri döndü

Yoğun bakıma kaldırılacağı sırada bayılan ve kalbi duran genç anneye hemen kalp masajı yapılmaya başlandı. Nilüfer Gündüz, ancak 10 dakika sonra hayata geri döndürülebildi. Durumu ağırlaştığı için kalp akciğer makinesine (ECMO) bağlanması gerekiyordu.

Ambulans ile Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü. O anları hatırlamayan ancak rüya gördüğünü anlatan genç kadın, "Muhtemelen şuurum iyi olmadığı için yine halüsinasyonlar görmüştüm. Beni kaçırdılar ve üzerimde deneyler yapıyorlar sandım" diye konuştu.

[Fotoğraf: DHA]

"O birkaç saniye ben öldüm ve morgdayım diye düşündüm"

Gözlerini başka bir hastanede açan Nilüfer Gündüz, o an hissettiklerini şu sözlerle anlattı:

"Hiç tanımadığım bir odada, boğazımda bir hortum, elim kolum bağlı, üzerimde beyaz bir örtü. O birkaç saniye ben öldüm ve morgdayım diye düşündüm. Çenem, bağlanmış, ellerim kollarım bağlanmış; kımıldayamıyorum, beyaz da bir örtü üzerimde, dedim kefenleyecekler herhalde. Sonra kolumu oynatmaya çalıştığımda müthiş bir ağrı hissettim. O an dedim, ‘Canım acıyor, yaşıyorum!’ Ben bunları yaşarken dışarıda da aileme, ‘Her şeye hazırlıklı olun, yüzde 1 yaşama ihtimali var. Durumu çok riskli, her şey olabilir’ demişler. Ben içeride, onlar dışarıda çok zor günler geçiriyorduk."

"Hayatımda hiç bu kadar iyileşmek istememiştim"

Yoğun bakımda 6 gün uyutulan genç kadın, yaşama tutunmayı başardı ve solunum cihazından ayrıldı. Birkaç gün daha takip edildikten sonra, akciğer tomografisi de iyi çıkınca tekrar normal servise alındı.

Kendisi Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, minik kızı Amine Asel ise halen Sancaktepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Servisi’nde tedavi görüyordu. Baba Mehmet Gündüz, anne ile kızını yine görüntülü görüşmeyle kavuşturdu.

Eşine moral olsun diye hemşirelerden rica etti ve Nilüfer Gündüz’ün minik kızlarını telefondan da olsa görmesini sağladı. "Hayatımda hiç bu kadar iyileşmek istemedim" diyen Nilüfer Gündüz, "Hiç vazgeçmedim, ama o an kızımı yeniden görünce, biraz da ağlamıştı, ‘Bebeğimin bana ihtiyacı var, o beni istiyor, benim hemen iyileşmem lazım’ dedim. 15 kilo vermiştim ve yürüyemiyordum. İyice güçsüz kalmıştım. Hemşirelere ‘Hemen bana bir pilates lastiği bulun’ dedim ve ayağa kalkmak için mücadele etmeye tekrar başladım. Sürekli spor yaptım, ayaklarımı çalıştırdım. Sonunda iyileştim ve her şeyin başladığı günden tam 4 hafta sonra, 24 Nisan’da taburcu oldum" dedi.

[Fotoğraf: DHA]

Bebeğini 45 gün sonra kucağına alabildi

Eve geldiğinde buruk bir mutluluk yaşadığını, 14 gün daha karantinada olması gerektiği için Abdullah ve Mehmet Emir’e sarılamadan odaya kapanmak zorunda kaldığını anlatan Nilüfer Gündüz, şöyle konuştu:

"Kızım da hala kuvözden çıkmamıştı. Onu orada yapayalnız bırakmış, kendim eve gelmişim gibi hissediyordum. Görmeme de izin yoktu, 14 gün daha karantinada kalacaktım. Anneler gününde kucağımda olmasını çok istedim ama olmadı, taburcu edemediler onun da tedavisi sürdüğü için. İki gün sonra, tam 45 gün süren özlem bitti ve 12 Mayıs’ta ilk kez onu kucağıma aldım.

Benim için anneler günü o gün oldu. Gerçekten benden daha güçlü bir bebekmiş. Şimdi 2.5 kilo, gayet normal gidiyor gelişimi. Hemen alıştık birbirimize. Evimizdeyiz, bayramı evde geçirmek zorunda olsak da onların varlığı en büyük hediye benim için. İyi ki savaşmışım, iyi ki çocuklarım için, ailem için pes etmemişim. Aileme kavuştum, bu bayram en güzel bayram olacak hepimiz için."

Kaynak: TRT HABER

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

canlı tv canlı tv canlı tv canlı tv
yemek tarifi
canlı tv