Kılıçdaroğlu'ndan fon krizi çıkışı: '455 bin 758 kişinin hakkını savunmak bizim görevimiz'

Kılıçdaroğlu'ndan fon krizi çıkışı: '455 bin 758 kişinin hakkını savunmak bizim görevimiz'. Detaylar ve son gelişmeler Habersunum'da.

Kılıçdaroğlu'ndan fon krizi çıkışı: '455 bin 758 kişinin hakkını savunmak bizim görevimiz'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Fon krizine ilişkin açıklamalarında 455 bin 758 kişinin mağdur edildiğini öne süren Kılıçdaroğlu, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile Takasbank yöneticilerinin sorumluluğunun araştırılması gerektiğini savundu.

“Türkiye arınacak”

Kılıçdaroğlu’nun konuşması şöyle:

Her birimiz evlatlarımız için, bu ülkenin namuslu insanları için mücadele edeceğiz. Her birimizin tarihin bize yüklediği bir sorumluluğu var. Bu sorumluluğun gereğini yapacağız. Çünkü biz sıradan bir parti değiliz. Bizim adımız Cumhuriyet Halk Partisidir, halkın partisidir. Tarihin bize yüklediği sorumluluğun gereğini yapmak hepimizin namus borcudur. Evlatlarımızın bize yüklediği bir sorumluluk da budur. Türkiye, hiç endişe etmeyin, Türkiye arınacak. Yetimin, yetimin malına el uzatanlardan hesap soracağız. Fakirin fukaranın hakkına el uzatanlardan hesap soracağız. Bizim görevimiz bu. O nedenle biz Cumhuriyet Halk Partisiyiz, diğer partilerden farklı bir partiyiz. Bizim görevimiz bu ülkeyi yeniden inşa etmektir; hukuk içinde, adalet içinde yeniden inşa etmektir. 86 milyon vatandaşımızın hiçbirisini ötekileştirmeden hepsini kucaklamaktır. Her evde huzurun, her evde bereketin olmasını sağlamaktır. O nedenle bizim adımız Cumhuriyet Halk Partisidir, halkın partisidir, halk için mücadele edenlerin partisidir, dedim.

Vallahi, samimi bir şey söyleyeyim: Kadınlar bir şeye el attıysa zaten sorun çözülmüş demektir. Hayatın yükünü çekenlerin kadınlar olduğunu bilmemiz lazım. Ülkenin sorunlarını çözmede en duyarlı kesimin kadınlar olduğunu bilmemiz lazım. Kadının olmadığı bir hayatın yaşanacak bir hayat olmadığını hepimizin bilmesi lazım. O nedenle kadınlar bir şeye el attıysa kesin o mesele çözülür. Çıkarıp attığın zaman taraflar tamamen ayrıldı. Kadına duyulan güven, kadının sorun çözmesindeki iradesi her zaman bu topraklarda vardır. Bu topraklarda kadınlar, özgürce ve rahatça üretim süreci içinde çalıştıkları, evlatlarına baktıkları, evde huzurun ve bereketin olmasını sağladıkları için ana aktörler olarak başımızın tacıdır. O nedenle kadının olmadığı bir hayat değildir. Sorunu çözmek istiyorsanız kadının el atması lazım. 14 Ekim'de teşekkür ederim.

Hiç kimsenin önünde diz çökmeyiz, hiç kimsenin önünde eğilmeyiz. Biz eğilmeyiz.

“Olmaz böyle bir devlet yönetimi”

Efendim, sel felaketi oldu. İkisi Kocaeli'nde, on vatandaşımız hayatını kaybetti. Bakınız, bizi televizyonları başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarım, sosyal medyada izleyen saygıdeğer vatandaşlarım; akıllı olan insan, eğer yağmur yağdığında bir yerde sel oluyorsa oraya karşı önlem alır. Ne yapar? Orada bariyerler yapar ama orada ev yapılmasına izin vermez. Çünkü sel geldiğinde ne olacak? O evlerde yaşayanlar hayatlarını kaybedecekler. Ama rant bazen insanların gözünü kör ediyor. Para, insanların sağlıklı karar almasının önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor. Ben rant uğruna derelerin, sellerin geldiği derelere ev yapıyorum, apartman yapıyorum; insanlar, sel akıyor, sel geliyor, insanlar hayatlarını kaybediyor. Sonra bir bakıyorsunuz, başta bakan, Çevre ve Şehircilik Bakanı, arkasında bürokratlar, yanlarında belediye başkanları oraları geziyorlar. Neyi geziyorsunuz siz? Orada neyi görüyorsunuz siz? Siz herhangi bir ilde yapılan binanın kaç katlı olacağına oturup Ankara'da karar veren, bütün kararlara müdahale edebiliyorsunuz. Yıllardır iktidardasınız, 25 yıldır iktidardasınız. Dere yataklarına ev yapılmasına neden izin verdiniz? Hangi gerekçeyle izin verdiniz? Geziyorsunuz. Efendim, burada acıları paylaşıyorsunuz. Göstermelik kesiler olmaz. Göstermelik kesirler olmak... Siz önlem alırsınız, ondan sonra bakarsınız. Geziler olmaz. Siz önlem alırsınız, ondan sonra bakarsınız. Önlem almıyorsunuz, insanlar hayatını kaybediyor. Belediye başkanları, genel müdürler, bakan hep beraber gidip geziyorlar. Olmaz böyle bir devlet yönetimi, olmaz böyle bir devlet yönetimi. Olma riskini önceden görmeyen ve bunun önlemini almayan bir iktidara da halk için çalışan iktidar denmez. O iktidarın adı, rant için çalışan iktidardır, vurgunlar için çalışan iktidardır.

Efendim, muhtarlarımızın gününü de kutluyorum. Değerli muhtarlarım, sizin hakkınızı her yerde, her zaman savundum. Bakınız, sizin için düşündüğümüz, Cumhuriyet Halk Partisi'nin düşündüğü çok güzel şeyler var. Sizin mahallelerinizle ilgili bir karar belediye meclisinde görüşülecekse kesinlikle siz ona katılacaksınız; söz sahibi ve oy sahibi olacaksınız. Bunu sağlayacağız, göreceksiniz. Sizden habersiz mahallede bir şey yapılmayacak. Kararınız olacak, oyunuz olacak mahallenizle ilgili. Bunu yapacağız. Kim yapacak? Unutmayın, hafızanızın bir yerinde tutun: Cumhuriyet Halk Partisi yapacak, Cumhuriyet Halk Partisi yapacak.

“Çiftçinin bankalara olan borcu 1 trilyon 511 milyar lira”

Evlatlarımızın karnını doyurmak zorundayız. Bunu yapan üreticilerimiz, besicilerimiz. Onlar o nedenle dünyanın her tarafında özel olarak teşvik görürler. Onların var olan sorunlarının çözümü için iktidarlar önceden önlem alırlar. Var olan bir sorun varsa süratle çözerler, sorunları çözerler. Yeter ki o üretsin, o çalışsın, o az terini döksün ve bir toplumu emeğiyle beslemiş olsun. O nedenlerle üreticiler, çiftçiler bizim için son derece değerlidir.

Peki, acaba bizim çiftçilerimiz hayatlarından memnunlar mı? Çiftçi kardeşlerime seslenmek isterim ve sizlere de… Üreten kesimin hangi zorluklarla karşı karşıya kaldığını artık herkesin bilmesi lazım. Sanayicinin de bilmesi lazım, işçinin de bilmesi lazım, herkesin bilmesi lazım.

Çiftçilerin bankalara olan borcu 1 trilyon 511 milyar 178 milyon lira. Allah aşkına, bakar mısınız ya? Bankalara borcu bir trilyon, bir buçuk trilyonun üzerinde. Bu insanları getiriyorsunuz, haklarını vermiyorsunuz. Bir de borç batağına sokuyorsunuz.

Daldaki elmanın fiyatı… Alıcı, “1 lira olursa toplarım, 1 lira olmazsa dokunmam.” diyor. Ya, bir elma, bir kilo elma nasıl olur da böyle olur? Bir elma nasıl olur da böyle olur? O elma ürününü verirken o çiftçinin nasıl çalıştığını, nasıl ilaçladığını, ayazda, soğukta nasıl koruduğunu acaba kaç kişi biliyor? İktidar sahipleri bilmezler, sarayda oturanlar bilmezler. Onların bir eli yağda, bir eli balda. Onlar sadece sofralarına gelen elmayı yerler. Yedikleri elmanın da parasını ödemezsen… O nedenle bilmezler bu elma nasıl yetişiyor, bu çiftçi nasıl çalışıyor, nasıl da alın teri döküyor. Ya, kendisi, ailesi, çocukları hep beraber tarlada çalışırken hangi zorluklarla karşılaşıyorlar?

Siz bugün çiftçiyi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde bir buçuk trilyonluk bir borcun altına sokmuşsunuz. Bir buçuk trilyondur… Son 20 yılda borçlar, çiftçinin borcu tam 230 kat artmış. 230 kat! Kimler kazandı? Beşli müteahhitler. Kimler kazandı? Vurguncular. Kimler kazandı? Foncular. Kim kaybetti? Çiftçiler, üretim, çiftçiler…

O nedenle çiftçi kardeşim, çiftçi kardeşim, senin hakkını, hukukunu savunacak partinin adını da sakın unutma. Adı Cumhuriyet Halk Partisidir, halkın partisidir, çiftçinin partisidir, üreticinin partisidir, alın teri dökenlerin partisidir Cumhuriyet Halk Partisi.

Bir buçuk trilyon borç olunca, 1,5 trilyon borç olunca, borcunu ödeyemiyor. Bakın, son 20 yılda icralık olan, takibe düşen borç miktarı 125 kat artmış vaziyette. Çiftçinin icra borçları 27 milyar liraya ulaşmış vaziyette.

Çiftçiyi korumak için İcra ve İflas Kanunu'nda özel bir hüküm var. Üreticiliği korumak için diyor ki İcra ve İflas Kanunu'nun 82. maddesi: Çiftçinin, yani üreticinin traktörü haczedilemez, ürünü haczedilemez, tarlası haczedilemez. Dolayısıyla haczedilemez. Ama bugün geldiğimiz noktada traktörü de tarlası da ürünü de haczedilen bir çiftçi görüyoruz.

O nedenle senin yasal haklarını sana vermiyorlar. Vermedikleri gibi, ürettiğin, çalıştığın bütün o araçları da elinden icra yoluyla alıyorlar. Oradan gene çiftçi kardeşlerime seslenmek isterim: Bütün bunlar yasalara aykırı yapılıyor. Elinden traktörün alınıyor, icra dairesine götürülüyor. Senin hakkını, hukukunu kim savunuyor? Senin hakkını, hukukunu Türkiye Büyük Millet Meclisinde kim dile getiriyor? Kim önergeler veriyor? Kim araştırma önergeleri veriyor? Sakın unutma, senin de hakkını, hukukunu savunan partinin adı Cumhuriyet Halk Partisidir. Sakın unutma!

Senden ne kadar para alındı, onu da söyleyeyim. Tarım Kanunu çıktığından bu yana senden ne kadar para alındı? Yasanın birinci maddesi ne diyor? Tarım Kanunu diyor ki millî gelirin en az %1'i her yıl çiftçiye verilir. Her yıl çiftçiye verilecek bu tutar yaklaşık 772 milyar lira. Yani çiftçiye 772 milyar lira destek verilmesini Tarım Kanunu öngörmüş. Verilen 772 milyar değil, 700 milyar da değil, 500 milyar da değil, 300 milyar da değil, 200 milyar da değil; 168 milyar vermişler. Sadece! Yasaya aykırı olarak çiftçinin hakkını teslim etmiyorlar.

Çiftçinin Saray iktidarından, AK Parti iktidarından olan alacağı 604 milyar liradır. 604 milyar lira! Yasaya göre çiftçiye verilmesi gereken 604 milyar lira verilmedi. Senin hakkını, hukukunu, çiftçi kardeşim, dile getiren partinin adı Cumhuriyet Halk Partisidir. 604 milyar liralık alacağım var. O 604 milyar liranın takipçisi olacak partinin adı da Cumhuriyet Halk Partisidir.

Değerli arkadaşlarım, 604 milyar lira… Sevgili Grup Başkanım, bu 604 milyar lira ile ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisine bir araştırma önergesi verelim. Bir kanunu uygulamama hakkını nereden elde ediyorlar? Bunlar parlamentonun üstünde bir güç olarak mı kendilerini konumlandırmışlar? Bunun hesabını soracağız, araştırma önergesi vereceğiz. Bütün çiftçilere de haber vereceğiz. Mecliste görüşülürken çiftçi kardeşlerimiz kimin çiftçinin yanında, kimin karşısında olduğunu açıkça görsün, açıkça görsün.

Çiftçiler için hakkın, hukukun, adaletin sağlanması konusunda şu an hiç kimse endişelenmesin. Üretici kardeşim, sabahın köründe kalktığını biliyorum, tarlaya gittiğini biliyorum. Ürünü verirken, daha yeşerirken onu okşadığını biliyorum. Hepsini biliyoruz. Senin ne kadar çalıştığını, alın teri döktüğünü biliyoruz. Bu ülkenin sana borcu var.

Dışarıdan getiriyorlar. Onu da bir başka toplantıda anlatacağım. Türkiye'de üretilen bir ürün için dışarıdan ne kadar ithalat geliyor? Yabancı çiftçilere her türlü destek veriliyor da kendi çiftçisine neden destek verilmiyor? Bunu da anlatacağım.

“AK Parti iktidarı demek, vurguncuları korumak demek”

Değerli arkadaşlarım, günümüzün olayı fon vurguncuları var. Diyeceksiniz ki bu vurgunculuk sadece fonda mı oluyor? Hayır efendim, hayır efendim! AK Parti iktidarı demek, vurguncuların iktidarı demek. AK Parti iktidarı demek, vurguncuları korumak demek. AK Parti iktidarı demek, insanların onuruyla oynamak demek.

Bir soru sormuştum. Demiştim ki: “Ya, bu fon olayı nasıl ortaya çıktı?” Ve sorum şuydu: Acaba Erdoğan sonrası hesap yapan insanların mı bu işi kaşıdığını ve büyüttüğünü görüyoruz ya da öyle bir olay mı var? diye sormuştuk. Daha henüz tık yok. Bakalım, bu soruyu tekrar soralım.

Erdoğan sonrası bir hesaplaşma AK Parti içinde yürüyor ve gidiyor ama bu ülkeyi felakete sürükleyecek bir tabloyu önümüze koymasın. Bunun da altını özenle çizmek isterim.

Soruyoruz: 455.758 mağdurun soyulmasına göz yumdular. Bunların hakkını, hukukunu teslim edecek misiniz? Ama haklarını, hukuklarını teslim ederken hazineden bir kuruş alırsanız, bu milletin vergisinden bir kuruş alırsanız dünyayı size dar ederiz, dar ederiz, dar ederiz! Bir kuruş alırken fonculardan alacaksınız, götürüp hakkını teslim edeceksiniz.

Sermaye Piyasası Kurulu yöneticileri ve BDDK yöneticileri hâlâ yerlerinde duruyorlar. Takasbank'ın yöneticileri yerlerinde duruyorlar. Ya, bunları ne zaman alacaksınız? Ne zaman bunları alıp bir yerlere koyacaksınız? Ne zaman bunlardan hesap soracaksınız? Bekliyorlar beyefendiler, istifa etsin. Ne istifası ya? Ne istifası? Derhâl görevden alacaksın ve hesabını soracaksın!

Takasbank'ta borç veren de borç alan da birbirini tanımaz, bir şaibe bulaşmasın diye yasa böyle. Yasa böyle! Ama bakıyorsunuz ki bazıları bu riski görüyor, malı görüyor, nasıl götüreceğini gayet iyi biliyor. Nasıl oluyor bu? Bu düzen nasıl inşa edildi? Yurt dışındaki kredi derecelendirme kuruluşu bunu görüyor ama bizim Sermaye Piyasası Kurulu görmüyor ve BDDK görmüyor. Hiçbirisi görmüyor. Neden? Onlar da vurgunun bir parçası. Siyasetçiyle bürokratın el ele verdiği ve milleti soyduğu bir sürecin içindeyiz. Bunun da önüne geçeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca, ayrıca, ayrıca, ayrıca… Bunları denetlemesi gereken, yani devlet adına bu kurumları denetlemesi gereken kişiler, bu kurumların yönetim kurullarında görev alıyorlar. Yani kimi kime teslim ediyorsunuz? Kimi kime teslim ediyoruz? Bu nasıl denetlenecek? Zaten sorumlu, zaten yönetiminde görev alıyor. Bu atamayı hangi ahlaki temele dayanarak yaptınız? Bunu da soruyoruz. Denetlenecek kurumun yönetim kuruluna denetçi atamasını hangi ahlaki temellere dayanarak yaptınız? Ya, devleti çürütüyorsunuz siz! Denetçi de malı götürürse ne olacak? Kimi denetleyeceğiz?

Hadi, sarayı götürüyor, bakanları götürüyor, bir ... götürüyor, siyasetçiler götürüyor. Ya, bu memleket götürenlerin ülkesi mi Allah aşkına? Size hesap sormazsak ne yapacağız? Biz hesap soracağız!

Yine sorduk kardeşim: Bu malı götürenlerin listesini açıklayın! Ya, hırsızın adını açıklamak niye bu kadar zor oluyor? Gidiyorsunuz sanatçıları gözaltına alıyorsunuz, efendim, şöyle bir veya bu gerekçeyle belediye başkanlarını alıyorsunuz, ellerine kelepçe vuruyorsunuz. Televizyon ekranlarını çağırıyor, televizyonları çağırıyorsunuz, gazetecileri çağırıyorsunuz. Ya kardeşim, dünyanın soygununu yapan insanların listesini açıklamıyorsunuz. Neden? Yoksa siz de mi o sürecin bir parçasısınız? Yoksa siz de mi bu sürecin içinde, malı götürenlerin parçasısınız? Siyasetçilerle bürokratların iş birliği yaptığı bir düzen, düzen değildir. Bu düzende kimse çalışmaz, çalışmıyor da zaten. O nedenle biz bu olayın bütün ayrıntılarıyla açığa çıkmasını isteriz.

Bakınız, bir sivil toplum örgütü var, bir vakıf var. Daha doğrusu, Hüdayi Vakfı. Onlar, inançlı insanların bir araya gelip kurdukları bir vakıf. Bunların bir bildirisi yayımlandı. Bu bildirinin bazı bölümlerini okumak isterim. Bildiride şöyle deniyor:

“Toplumlar bir günde yıkılmaz. Önce utanma ölür, sonra kötülüğün adı değişir, en sonunda kötülük alkışlanır. Biz bugün bu üç basamağın üçünü de aynı anda yaşıyoruz.”

Kötülüğün alkışlandığı, kötülüğün baş tacı edildiği bir süreci yaşıyoruz. Aşağı yukarı yine devam ediyor. Son kriz, çürümenin cüzdana da sıçradığını ilan etti. Helali haramı ayırmadan köşeyi dönmek marifet oldu. Uyuşturucu yaşam tarzı, sanal kumar fırsat diye pazarlanıyor. Evlerin ocağı sönüyor, aileler borç ve utanç içinde dağılıyor. Mahremiyet perdeleri tek tek yırtılıyor. Beden metaya çevriliyor, insan beğeni sayısı uğruna onurunu kaybediyor.

Bütün bunların ortak adı şudur: İnsan değersizleştiriliyor. Kadim değerlere bağlı insanlar bilerek koparılıyor. Değerlere bağlı kalmayan insan orman kanununa tabi olur ama düşüş orada da durmuyor. Doymayan hırsı, onu hayvanlardan daha aşağı bir hâle getiriyor.

Biz bunu kabullenmiyoruz. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de bunu kabullenmiyoruz.

Fon krizi devam ediyor. Bir kaza değil; denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. “Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez.” diyor. Evet, kimse güvenden zaten söz etmiyor. Hortumcuların adı değişiyor. Hortumcuların kim olduğu iktidar tarafından gayet iyi biliniyor. Herkes biliyor. İstanbul Borsası biliyor, Takasbank biliyor. Herkes biliyor ama bunları açıklamıyorlar. Eğer hırsızın adını bilip bunu açıklamıyorsan suç ortağısın demektir. Bunu herkesin bilmesi lazım.

Efendim, 455.758 kişinin hakkını ve hukukunu savunmak bizim görevimizdir. O nedenle biz bu soruların bütün yanıtlarını bekliyoruz ve bunun takipçisi olacağız.

“73 yıllık bir fabrika kapandı”

Bakınız, ekonomik şartlar o kadar kötü gidiyor ki Kayseri'den 73 yıllık bir fabrika, Orta Anadolu Mensucat Fabrikası, kapısına kocaman bir kilit vurdu. 73 yıldır çalışan bir fabrika kapandı.

Benim iktidar sahiplerine önerim: Eğer gerçekten bir vicdan sorgulaması yapmak istiyorsanız Orta Anadolu Mensucat Fabrikası'nın önüne gidin, kilidin önünde bir fotoğraf çektirin. “Bu bizim ayıbımızdır. Kusura bakmayın ey Kayserililer.” diye bir not düşün. Ben bunu istiyorum sizden.

Eğer gerçekten bu ülkede 73 yıldır çalışan, Kayseri'nin ana damarlarından birisi olan bir fabrikaya gidip kilit vuruluyorsa, 21. yüzyılın Türkiye'sinde bu büyük bir ayıptır.

O nedenle Kayserililere de bir şey söylemek isterim. Oyumuzun en düşük olduğu yer Kayseri. Ben bunu biliyorum. Kayseri'de bürokratken de görev yaptım. Orayı da o nedenle çok daha iyi biliyorum. Kayseri'nin üniversiteleri var, güçlü bir sanayisi var. Kayseri'nin mobilya sektöründe dünyaya meydan okuyan fabrikaları vardı. İktidara her dönem destek verdiler. Artık sizin bu iktidara destek verme hakkınız yoktur, ey Kayserililer, yoktur!

Siz eğer 73 yıllık bir fabrikanın kapanmasını görüyor, yaşıyorsanız bilin ki bunun tek bir sorumlusu var: Ülkeyi yönetenlerdir. Bir ülkeyi yöneten, 73 yıllık bir fabrikayı kapatır mı ya? Devlet kapatır mı ya? Burada binlerce insan emek harcadı, alın teri döktü. Binlerce insan emek harcadı, yurt dışına ürün sattılar. Siz kapısına kilit vuruyorsunuz. Bu kilit AK Parti'nin ayıbıdır, devleti yönetenlerin ayıbıdır.

O nedenle Kayserililere bunu sormak benim görevimdir. Artık iktidardan elinizi ayağınızı çekiniz. Bunlardan size bir fayda yok. Kayseri'yi ben de biliyorum, benden daha iyi siz biliyorsunuz. Sanayisini biliyorum. Bu iktidara destek vermeyin, gitsinler. Gitmeleri lazım. Yolları görünüyor zaten. Göndereceğiz, el birliğiyle göndereceğiz. Hakkı, hukuku ve adaleti savunan, alın terini savunan, üreten, çalışan kim varsa onlarla beraber inşallah göndereceğiz.

“Zenginler daha zengin, fakirler daha fakir olacak”

Bakınız, izlenen ekonomi politikası orta sınıfı yok etti. Yukarıda acayip bir zenginler var, acayip! Ama milyar dolarlarla oynuyorlar. Milyar dolarları telaffuz etmek bunlar için sıradan bir rakam gibi. Ya, adam ekmek almakta zorlanıyor; bunlar milyar dolarlarla oynuyorlar. Gönderiyorlar, getiriyorlar, alıyorlar, transfer ediyorlar. Nereden bu para, bu zenginlikler?

Sanayiciye bakıyorum, sanayide öyle bir şey yok. Tüccara bakıyorum, tüccarda da öyle bir şey yok. Esnafa bakıyorum, zaten “Geçinemiyorum.” diyor. Besiciye bakıyorum, çiftçiye bakıyorum; onlar da geçinemiyorlar. İşçiye bakıyorum, onların da durumu felaket.

Ama yukarıda bir avuç insan var. 76 milyon insanı sömüren bir grup var. Bu grubun sayısı fazla değil. Buraya oluk oluk paralar, oluk oluk dolarlar, oluk oluk avrolar akıyor ve onlar bunları alıp götürüyorlar. “Başımıza bir şey gelirse biz yurt dışına gideceğiz.” diyorlar.

Size sözüm, bu millete sözüm: O paraların her kuruşunu, her kuruşunu Türkiye'ye getirmezsek namerdiz! Her kuruşunu, her kuruşunu! Öyle diyecekler, Türkiye'yi sorgulayacaklar. İşçinin, sanayicinin alın terini alıp yurt dışına götürecekler, Cumhuriyet Halk Partisi bunu seyredecek. Yemezler! Kul hakkını teslim edeceğiz.

Bakın, AK Parti iktidarı demek şu demek: Havadan para kazananlar. Hiç öyle risk falan yok. Elinde viski bardağı, oturmuş köşeye, keyfine bakıyor; milyarlarla oynuyor. “O kadarını transfer ettim, bu kadarını transfer ettim, şu kadar vurgun vurdum, şunu şu kadar dolandırdım.” diye gezenler var.

Yüksek faizle devleti soyanlar… Yüksek faizle devleti soyanlar! Bu faiz işine gireceğim diyorlardı ya, “Faiz haramdır.” Bırakın Allah aşkına, millete masal okumayı bırakın ya! En büyük faizi siz yiyorsunuz ya. En büyük faizleri siz sırtınızda taşıyorsunuz. Kimin yüküyle? Bu milletin alın teriyle götürüyorsunuz bunu.

Beşli çeteler sanıyorlar ki biz beşli çeteleri unuttuk. Unutmayacağız, unutmayacağız! Bu beşli çeteler devleti soyuyorlar. Uyuşturucu var, onların uyuşturucu baronlarıyla da mücadele edeceğiz.

AK Parti iktidarının ekonomi politikasını bir cümleyle özetleyeyim: Zenginler daha zengin, fakirler daha fakir olacak. İzledikleri ekonomi politikasının özü bu. Meclise getirdikleri bütün bütçelerin, izledikleri politikanın özü bu: Zenginler daha zengin olacak, fakirler daha fakir olacak.

Fakir olacak ki ben ona ekmek vereyim, o da bana oy versin. Fakir olacak ki ben ona ufak bir şey vereyim, o bana oy versin. Yani onun iradesini nasıl satın alabilirim?

Nasıl satın alabilirim? Bütün hesaplar bunun üzerine şimdi dönmüş. Efendim, “Biz de bütün ailelere bir ödeme yapacağız.” Bizim Aile Destekleri Sigortası'nı şimdi kopyalamaya çalışıyorlar.

Bakınız, her sorunun çözüm adresi kesinlikle Cumhuriyet Halk Partisidir. Her sorunu çözmeye hazırız. Fakir fukaranın fakir fukara olduğunu ilan etmeyeceksiniz. Bu konudaki kararlılığınızı göstereceksiniz. İnsan onurunu koruyacaksınız.

Aile Destekleri Sigortası'nda ne diyorduk? Diyorduk ki bir aile desteğe muhtaçsa banka hesabına para yatırılacak. O da bu ülkenin onurlu bir insanı olarak gidip parasını alacak, çoluk çocuğunun rızkını oradan sağlayacak. Ona iş imkânı sağlanacak, öncelik ona verilecek. Bir ailede hiç kimse çalışmıyorsa tercih o aileden yana olacak. O aileye de alın teriyle kazanılan para girecek.

Diyorum ya, sorunun varsa mutlaka çözümü de vardır. Çözümünü akılcı politikalarla, insan onurunu koruyarak sağlayabiliriz.

Şimdi faiz ödeyeceğiz, ödeyeceğiz, ödeyeceğiz! Ama bu faiz üzerinde özel olarak duracağım. Faiz üzerinde özel olarak duracağım. Ama şunu söyleyeyim: 2026 yılında yaklaşık 3 trilyon lira faiz ödediler, ödeyecekler. 3 trilyon lira faizi kime ödediler? Çiftçiye mi ödediler? İşçiye mi ödediler? Emekliye mi ödediler? Alın terini dökene mi ödediler? Esnafa mı ödediler? Hayır! Bir avuç rantiyeciye ödediler.

Ne diyorum? Fakir daha fakir, zengin daha zengin olacak. 3 trilyon lira faize ödüyorsunuz. Bir de çıkıp milletin önüne, “Faiz haramdır.” diyorsunuz. Peki, bu parayı nasıl veriyorsunuz? Hangi gerekçeyle veriyorsunuz? Faiz var onlar için. Şimdi karşımıza köşeyi dönenler, faiz üzerinden köşeyi dönenler çıktı. Bunun da üzerinde ayrıca duracağım.

“Hiç merak etmeyin sevgili anneler”

Değerli arkadaşlarım, asgari ücret açlık sınırının altında kalmışsa bu ülkede temel bir sorun var demektir. Bu, faiz politikalarının, ücret politikalarının getirdiği maalesef bir tablodur.

Biz bunlara yine çok iyi niyetlerle yaklaşıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi bir teklif yaptı. Dedik ki: “Ya, bu çocukların büyük bir kısmını anneler besleyemiyor. Mutfakta bir şey yok. Bunlara bari bir tas çorba verin. Okula gelirken çocuğun dikkati dağılmasın, çocuk beslensin, okulda arkadaşlarıyla beraber yemek yesin. Bir tas çorba verin ya! Tuvalet yok, tuvalet temizliği yok. Kâğıt koyun oraya, tuvalete çocuğun içeceği bir su koyun oraya.” Bunu bile fazla görüyorlar ama rantiyecilere dünyanın faizini ödüyorlar.

Hiç merak etmeyin sevgili anneler, sizin evlatlarınız Cumhuriyet Halk Partisi'ne emanettir. Onlara bakacağız, onları besleyeceğiz, onların onurunu koruyacağız. Onlar okuldan güler yüzle, karınları doymuş olarak eve gelecekler. Size herhangi bir zahmet olmayacak. Yapacağız.

Sosyal medyada 85 yaşındaki bir kadın, “85 yaşındayım ama çalışmak zorundayım. Çalışmazsam o gün açım.” diyor. Bunu nerede söylüyor? 21. yüzyılın Türkiye'sinde söylüyor. Nerede söylüyor? AK Parti'nin 25 yıldır iktidar olduğu bir Türkiye'de söylüyor. “Yaşadığım yeri görsen yüreğim parça parça olur.” diyor.

Bu kadını bulacağız. Kadın Kolları Genel Başkanımızla evine gideceğiz, ziyaret edeceğiz. O hiç kimseye muhtaç olmayacak. Hiç kimse, hiç kimseye muhtaç olmayacak. 85 yaşındaysa elini öpeceğiz, elini öpeceğiz, hayır duasını alacağız. Bunu asla unutmayalım.

“Türkiye’nin çıkarlarına aykırı tek cümle bulursak karşı çıkarız”

Mekke Anlaşması bugün geliyor. Mekke Anlaşması Meclise geliyor. Anlaşma Meclise gelmeden bu sorunun ne olduğunu bilmemiz gerektiğini söyledik, ısrar ettik. Mekke Anlaşması'nı ilk Bolu kampında dile getirdik. Şimdi de yine aynı şekilde dillendiriyoruz.

Türkiye'nin çıkarlarına aykırı tek cümle bulursak karşı çıkarız. Biz elbette anlaşmalar yaparız. Ama bir ülkenin çıkarları için gidip sonra bölgede daha büyük, daha derin bir çatışmaya zemin hazırlama potansiyeli olan bir anlaşmanın altına imza atmayı doğru bulmuyoruz.

Özetle şunu söylüyorum: Dört madde açıklamıştır. Beşinci maddeyi de şimdi söyleyeyim.

Türkiye gerçekten kendi bağımsız bölgesel güvenlik mimarisini mi kurmaktadır bu sözleşmeyle? Yoksa Amerika Birleşik Devletleri'nin Orta Doğu'daki askerî yükünün giderek daha büyük bir bölümünü bölge ülkelerine aktardığı yeni bir güvenlik mimarisinin parçası mı olmak istiyoruz? Bizi bu mimarinin bir parçası mı yapmak istiyorlar? Bunun da üzerinde durmamız gerekiyor.

“Ahlaksız siyaset bir tercih değildir”

Efendim, ekonomik krizi Türkiye sadece yaşamıyor. Bunun doğurduğu büyük bir ahlaki bozulma var. Bu ahlaki bozulmanın da mutlaka düzelmesi lazım ve Türkiye'nin bu konuda önlem alması lazım. Namuslu, ahlaklı insanların dışlandığı; soyguncuların, vurguncuların baş tacı edildiği bir süreçten geçiyoruz.

Öyle olunca gençler de diyor ki: “Bak, kısa sürede köşeyi döndü. Ben de gideyim, bir soygun yapayım, ben de köşeyi döneyim.” Kendisinde bunu bir hak olarak görüyor. Bunlar doğru değil.

Ahlaksız siyaset bir tercih değildir arkadaşlar. Ahlaklı siyaset zaten vatandaşımızın hakkıdır, siyasetten beklediği haktır ve biz bunu yapmak zorundayız.

CHP, alın teri dökenlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, çalışanların, üretenlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, namus ve şeref sözü verip sözünden dönmeyenlerin partisidir.

Cumhuriyet Halk Partisi, beşli çetelerin, havadan para kazananların değil; alın teri döküp helal para kazananların partisidir.

Cumhuriyet Halk Partisi, emperyalist güçlerden destek için bizi yalnız bırakanların partisi değildir. Cumhuriyet Halk Partisi, emperyalist güçlere karşı çıkanların partisidir.

Cumhuriyet Halk Partisi, makamını kişisel çıkarı için kullananların partisi değildir. Makamını halka hizmet etmek için kullananların partisidir.

Cumhuriyet Halk Partisi, vurguncuların değil; şoförlerin, çiftçilerin, tır şoförlerinin, emek harcayanların partisidir.

Cumhuriyet Halk Partisi, borsa vurguncularının partisi değil; işçinin, emeklinin partisidir.

Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal'in dediği gibi, “Her fabrika bir kaledir.” diyenlerin partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, çalışanların partisidir.

Onun için diyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi, biraz hasta olan bir partidir.

Hepinize teşekkür ederim.

Deniz Ay
Editör