Gece on bir. Yarın erken kalkmanız gerektiğini bildiğiniz halde gözünüz yana yana telefonu bir türlü bırakamazsınız. Bir video biter ve ardından sıradakine geçersiniz. Saat bir olur ve bazen ikiye kadar uzanır.

Bu davranışın bir ismi var. İngilizcede "revenge bedtime procrastination" olarak adlandırılıyor, kabaca uykudan intikam alma şeklinde çevrilebilir. "İntikam" kelimesi ilk bakışta fazla iddialı görünebilir. Ancak mekanizmayı anladığınızda her şey yerli yerine oturuyor. Sabah uyandığınızda yorgun hissetmenin sebebini iş temposunda ya da kötü bir yatakta arayanlar için asıl sorun başka bir yerde olabilir.

Yorgun olduğunuzu ve yatmanız gerektiğini bilirsiniz ama yine de yatmazsınız. Üstelik bunu tesadüfen yapmazsınız. Davranışın adında "intikam" kelimesinin geçmesi işte tam da bu durumu ifade ediyor.

Terim aslında Çinceden geliyor. Çinli çalışanlar arasında "bàofùxìng áoyè" diye bir ifade dolaşıyordu. Uzun mesai saatleri yüzünden kendine hiç zaman ayıramayan insanların geceyi bilerek geç saatlere taşımalarını anlatıyordu. 2020'de gazeteci Daphne K. Lee bu ifadeyi bir paylaşımında İngilizceye çevirdi ve kavram kısa sürede yayıldı. Gün boyunca kendine ait tek bir dakika bulamayan biri, gece o vakti uykusundan çalarak geri alır. Kimden? Günün kendisinden.

Gündüz "hayır" demek gece kapasiteyi yiyor

Geceyi neden bir türlü kapatamadığımızın yanıtı çoğu zaman akşamla değil o günün tamamıyla ilgilidir. Gün içinde insan kendini sürekli kontrol altında tutar. Toplantıda söyleyeceğini söylemez. Çocuk çileden çıkar ve ses yükseltilmez. Trafikte insanların kötü davranışlarına verilecek tepki yutulur ya da canı istemese de iş bitirilir. Bunların hepsi aynı zihinsel depodan çekilir.

İrade sınırsız bir şey değildir, gün içinde harcandıkça azalır. Uyku hekimi John Cline bunu Psychology Today'de kaynak tükenmesi olarak tanımlıyor. İnsan kendini gün boyunca ne kadar çok kontrol ederse gece o kontrolü sürdürecek enerjisi o kadar azalıyor. Akşam yatma vakti geldiğinde "şimdi telefonu bırak ve uyu" komutunu verecek güç kalmıyor.

Yani gece telefonu elden bırakamamak bir karakter zayıflığı değil. Gün boyunca fazla dişini sıkmış birinin tükenmiş hali. İşin ilginç tarafı da şu, kendini en disiplinli sananlar çoğu zaman gece en çok erteleyenler oluyor. İlk duyulduğunda tersi beklenir.

Uyku borcu sessizce hesap açıyor

Bir gece geç yatmak insanı yıkmaz. Sorun bunun her gece tekrarlanmasıdır.

Her gece bir saat eksik uyunduğunda kaybedilen uyku yok olup gitmiyor. Bir yerde birikiyor. Buna uyku borcu denir ve adı gibi davranıyor, faiziyle geri istiyor. Sabahları yataktan kalkmak zorlaşır. Gün içinde dikkat dağılır. Bir cümle okunup ne söylendiği hatırlanmaz ve ufak şeylere gereğinden fazla tepki verilir. Çoğu insan bu halini kahve eksikliğine ya da yoğun bir haftaya atfeder. Oysa borcun kaynağı çoğu zaman dün gece, ondan önceki gece, son üç haftadır.

Geceyi geri kazanmanın yolu aslında gündüzden geçiyor

Bu alışkanlığı kırmanın en etkili yolu, çoğu kişinin düşündüğünün aksine akşam telefonu yasaklamak değil. Tabii akşamla ilgili işe yarayan birkaç şey de mevcut. Kendine bir kesme saati koymak. Mesela on birden sonra ekran yok demek. Başta zorlasa da bir süre sonra oturuyor. Telefonu yatak odasına hiç sokmamak da eli otomatik olarak ona uzanmaktan alıkoyuyor. Yatağı sadece uyku için kullanmak diye bir kural var ki uygulaması en zor olanıdır.

Ama bunlar yüzeyde kalan şeyler. Gün içinde kendine hiç vakit ayırmayan biri, gece o vakti almak için direnir. Esas hamle o yüzden gündüze ait. Öğle molasında on dakika dışarı çıkmak, akşam yemeğinden sonra yarım saatini sevdiği bir şeye ayırmak, güne küçük de olsa nefes alanları açmak işe yarıyor. Kendine ait zaman gün boyunca azar azar alındığında, geceden bir şey çalmaya o kadar ihtiyaç kalmıyor. Telefon yine elde, ama artık masaya bağlayan o inat yok.