İstanbul Barosu, yeni adli yılın başlamasıyla birlikte kamuoyuna yönelik kapsamlı bir Adalet Bildirgesi yayımladı. İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Rukiye Leyla Süren, Genel Sekreteri Ezgi Şahin Yalvarıcı, Sayman Ahmet Ergin ve çok sayıda avukatın katılımıyla gerçekleştirilen açıklamayı, İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu kamuoyuyla paylaştı.
Bildirgede, özellikle son dönemde Silivri'de görülen davalar, tutuklama rejimleri, cezaevi koşulları ve avukatların hak mücadelesine ilişkin sert eleştiriler ve tespitler yer aldı.
Barış zamanında sistematik hak ihlalleri
Açılış konuşmasında geride kalan adli yılın bilançosunu paylaşan İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu, Türkiye'nin hukuki tablosuna dikkat çekti. "Türkiye Cumhuriyeti savaş hâlinde olsaydı dahi dokunulamayacak haklar, bugün barış zamanında sistematik olarak ihlal edilmektedir" diyen Kaboğlu, Anayasa'nın 15. maddesinin savaşta, seferberlikte ve olağanüstü hâlde dahi korunan bir "sert çekirdek" alan tanımladığını hatırlattı. Suçluluğu mahkeme kararıyla saptanıncaya kimsenin suçlu sayılamayacağını, hiç kimsenin düşüncesinden dolayı suçlanamayacağını ve kişinin maddi-manevi varlığına dokunulamayacağını belirten Kaboğlu, 2025-26 adli yılında bu dokunulmaz alanın dahi çiğnendiğine tanık olduklarını ifade etti.
Yargısız infaca dönüşen istisnai tedbir: Tutuklama
Bildirgenin en çarpıcı başlıklarından biri tutuklama tedbirinin uygulanma biçimi oldu. Şafak vakti düzenlenen konut baskınlarıyla başlayıp ters kelepçeyle toplu teşhirle süren, tahliyenin ardından ise yeniden tutuklamaya varan bir işlemler zinciriyle karşı karşıya olduklarını dile getiren Kaboğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: "Tutuklama, delilden değil kişiden hareketle yapılmakta; kişi önce özgürlüğünden yoksun bırakılmakta, delil sonradan aranmakta, iddianame aylar hatta yılı aşkın süre sonra hazırlanmaktadır. Bunun hukuk dilindeki adı bellidir: İstisnai bir önlem olan 'hürriyetten yoksun kılma', yargısız infaza çevrilmiştir. Kaynağını Anayasa'dan almayan hiçbir devlet yetkisi kullanılamaz. Anayasa'nın 6. maddesindeki bu açık yasağa rağmen sürdürülen uygulamalar, görev ve yetki gaspının ötesinde bir nitelik taşımaktadır: Bunlar egemenlik gaspıdır."
Silivri yargılamaları ve adil yargılamanın üç testi
İstanbul Barosu'nun özellikle son altı aydır Silivri'deki duruşmaları yerinde izleyip raporladığını belirten Kaboğlu, adil yargılamanın üç temel yalın testinin bulunduğuna işaret etti: mekan, vakit ve nakit. Uyuşmazlığın en yakın yerde çözülmesi, çekişmenin en kısa zamanda giderilmesi ve davanın en az masrafla sonuçlandırılması gerektiğini hatırlatan Kaboğlu, İstanbul'da görülen davalarda bu üç gerekliliğin de sürekli ihlal edildiğini vurguladı.
İstanbul dışındaki belediyelere ilişkin davaların Silivri'de görülmesinin, duruşma sürelerinin dengesiz ve aşırı uzun tutulmasının, savunma hakkının kısıtlanmasının ve tutukluluğa itiraz incelemelerinin duruşmalı yapılmayıp dosya üzerinden geçiştirilerek haksız tutukluluğun uzatılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. Kaboğlu, tutuklu avukatların durumuna ilişkin ise Anayasa'nın 19/4 maddesi gereğince itiraz incelemelerinin duruşmalı yapılması, avukatın savunmaya katılması ve kararların torba biçiminde değil münferit ve gerekçeli verilmesi hususlarını ısrarla savunduklarını, üyelerinin bir an önce serbest bırakılması için girişimleri sürdürdüklerini kaydetti.
Cezaevi koşulları ve cezasızlık politikası
İstanbul hapishanelerindeki doluluk oranının kapasitenin en az iki katına, Silivri'de ise üç katına çıktığını belirten Baro yönetimi, barınma ve sağlık haklarının fiilen kullanılamaz hâlde olduğunu bildirdi. Mahpusların onayı olmaksızın gece yarısı hücrelerinden alınarak savcılığa götürülmelerinin veya gerekçesiz biçimde İstanbul dışındaki hapishanelere nakledilmelerinin mahpusa eziyet, yakınlarına ise cezalandırma anlamı taşıdığını vurgulayan Kaboğlu, insan haysiyetinin hapishane kapısında durmayacağının altını çizdi. Geniş çaplı ihlallerin faillerinin cezasız kalmakla kalmayıp ödüllendirildiğini, bunun da ayrımcılığı ve hukuk dışılığı derinleştirdiğini ifade etti.
Çağrılar ve uluslararası dayanışma vizyonu
İstanbul Barosu, yayımladığı bildirgenin sonunda tüm kamu makamlarını Anayasa'nın emredici hükümlerine uymaya, mülki idare amirleri ile kolluk güçlerini yurttaşlar arasında ayrım yapmamaktan kaçınmaya ve yargı organlarını adil yargılamanın gereklerini yerine getirmeye çağırdı. Ayrıca TBMM'nin, 13 Mayıs 2025'te imzaya açılan Avukatlık Mesleğinin Korunmasına Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni onaylaması talep edildi. Baro, 2026-27 adli yılında da duruşmaları izlemeye, hapishaneleri ziyaret etmeye, gözlem raporları hazırlamaya ve mağdur yurttaşlara adli yardım sunmaya kararlılıkla devam edeceğini duyurdu.





