İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hamas'ın Gazze Şeridi'ndeki askeri kanadının dördüncü komutanı Muhammed Avde'nin öldürüldüğünü duyurdu. Katz, X hesabından yaptığı paylaşımda, "7 Ekim saldırısını yöneten herkesin öldürüleceğine söz verdik ve bunu yapacağız" dedi.
Katz ayrıca, "Bulundukları her yerde hepsi ölüm cezasına mahkum" ifadelerini kullanarak, "Gazze'den gönüllü göç planının uygun zaman ve yöntemle uygulanacağını" belirtti. İsrail'in, "Hamas'ın Gazze'yi ne sivil ne de askeri olarak yönetmesine izin vermeyeceğini" kaydeden Katz, "olan da bu olacak" diye ekledi.
YENİ ASKERİ KANAT KOMUTANIYDI
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Savunma Bakanlığı, İsrail ordusunun Gazze'de Muhammed Avde'yi hedef alan bir saldırı düzenlediğini duyurmuştu. Açıklamada, Avde'nin 7 Ekim saldırıları sırasında Hamas istihbarat biriminin başında bulunduğu ve yaklaşık bir hafta önce öldürülen İzzeddin el-Haddad'ın yerine askeri kanadın başına geçtiği belirtildi.
SALDIRILAR DEVAM EDİYOR
Katz'ın açıklamaları, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını sürdürdüğü bir dönemde geldi. İsrail ordusu, Hamas'ın askeri altyapısını ve üst düzey kadrolarını hedef almaya devam ederken, aylardır çalışmalarında ilerleme sağlanamadığı belirtilen Barış Konseyi'nin durumu da belirsizliğini koruyor.
7 EKİM SALDIRILARI VE SONRASI
Hamas'ın askeri kanadı İzzettin El Kassam Tugayları, 7 Ekim 2023'te Gazze çevresindeki İsrail yerleşimlerine ve askeri noktalara geniş çaplı bir saldırı düzenlemişti. İsrail makamlarına göre saldırılarda 1221 kişi hayatını kaybetti. İsrail'in başlattığı askeri operasyonlarda ise Gazze büyük ölçüde yıkıma uğradı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, saldırılarda 72 bin 803 kişi yaşamını yitirdi. Bu kayıpların çoğunluğunu kadınlar ve çocuklar oluşturuyor.
GÖNÜLLÜ GÖÇ PLANI NEDİR?
İsrail'deki bazı yetkililerin gündeme getirdiği 'gönüllü göç planı', Gazze'deki Filistinlilerin başka ülkelere yerleşmesini teşvik etmeyi amaçlıyor. İsrail bu planı 'gönüllü çıkış' olarak tanımlarken, Filistinli gruplar ve uluslararası çevreler, savaş ve yıkım koşulları altında bunun 'fiilen zorunlu yer değiştirme' anlamına geleceğini savunuyor. Bu durum, planı uluslararası hukuk ve insan hakları açısından tartışmalı hale getiriyor.





