Fatih Altaylı'dan Fatma Betül Sayan Kaya'ya ilişkin 45 milyon dolarlık iddia

Fatih Altaylı'dan Fatma Betül Sayan Kaya'ya ilişkin 45 milyon dolarlık iddia. Detaylar ve son gelişmeler Habersunum'da.

Fatih Altaylı'dan Fatma Betül Sayan Kaya'ya ilişkin 45 milyon dolarlık iddia

Gazeteci Fatih Altaylı, köşe yazısında eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya hakkında gündeme getirilen iddiaları ele aldı. Altaylı, yazısında Tera dosyasında konuşulan 25 milyar dolarlık tutarı çeşitli harcama kalemleri üzerinden somutlaştırırken, Kaya ve eşine ilişkin iddialara da geniş yer verdi.

Fatma Betül Sayan Kaya’yı öne çıkardı

Altaylı, yazısında Fatma Betül Sayan Kaya’nın geçmişteki eğitim sürecine ve İBB bursuyla ABD’ye gittiğine ilişkin kendi değerlendirmelerini aktardı.

Kaya ve eşinin finansal işlemlerine ilişkin ise daha önce gündeme getirilen rakamları yazısına taşıyan Altaylı, Kaya’nın yaklaşık 1,5 milyon dolar, eşinin ise yaklaşık 2 milyon dolar yatırım yaptığı ve bu yatırımların yaklaşık 5 ay içinde toplam 45 milyon dolara ulaştığının öne sürüldüğünü belirtti. Söz konusu rakamların Tera dosyasında konuşulan 25 milyar dolarlık toplam tutarın yaklaşık 550’de birine denk geldiğini ifade eden Altaylı, kalan miktara ilişkin soru yöneltti.

“Geri kalan 549’luk pay nerede?”

Altaylı, yazısında Kaya ve eşiyle ilgili gündeme getirilen rakamların ardından şu ifadeyi kullandı:

“Ki bu toplam çalınan paranın yaklaşık 550’de biri. Geri kalan 549’luk pay nerede!”

Altaylı ayrıca, “Yağmadan kim ne kaptı?” ifadesiyle söz konusu iddiaların araştırılması gerektiğini savundu.

25 milyar dolarlık tutarı böyle somutlaştırdı

Altaylı, yazısının ilk bölümünde ise 25 milyar dolarlık tutarın büyüklüğünü F-16, F-35, şehir hastanesi ve köprü maliyetleri üzerinden hesapladı.

Yazar, söz konusu miktarla yaklaşık 440 F-16, 227 F-35, 100 şehir hastanesi, 10 Çanakkale Köprüsü, 16 Osmangazi Köprüsü ve 31 Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılabileceğini öne sürdü. Altaylı, yazısının sonunda ise Fatma Betül Sayan Kaya ve eşiyle ilgili gündeme getirilen yaklaşık 45 milyon dolarlık rakama dikkat çekerek, 25 milyar dolarlık olduğu belirtilen toplam tutarın geri kalan kısmının nerede olduğunu sorguladı.

Fatih Altay'lının yazısının tamamı şu şekilde;

100 şehir hastanesi, 440 F-16, 227 F-35, 31 Boğaz Köprüsü

Milyar dolarlar dünyanın hiçbir yerinde Türkiye kadar ucuz değil. Sanki herkesin cebinde milyon milyon dolar varmış gibi kolay bahsediyoruz milyar dolarlardan.

Oysa büyük, çok büyük para.

Hatırlayın, birkaç sene önce ABD’de Madoff Investment adlı şirket battı. Aynen bizdeki Tera gibi.

1960’da kurulan Madoff Investment 60 milyar dolarlık bir dolandırıcılık batığı bıraktı ardında. 32,5 trilyon dolarlık ABD ekonomisinde 60 milyar dolar. Toplam ekonominin 541’de biri.

Bizdeki Tera ise 25 milyar dolarlık batık bıraktı. 1,6 trilyon dolarlık Türkiye ekonomisinin 64’te biri.

Yani ünlü Madoff, Tera oranında bir batık bıraksaydı, 600 milyar dolarlık bir batık bırakacaktı ardında.

Yani mesele o kadar büyük.

Yine de somut bir şey ifade etmiyor değil mi!

O zaman somutlaştırmaya çalışalım.

Bugün İş Bankası’nın piyasa değeri yaklaşık 7 milyar dolar, Garanti’nin 11, Akbank’ın 7. Tera 3 bankayı yok etmiş.

Yine tam somut olmadı galiba. Daha da somutlaştıralım. Elle tutulur, gözle görülür olsun.

Mesela savunmamız için yıllardır almaya çalıştığımız F-16 Block 70 uçaklar var. Bunların tanesi 60-65 milyon dolar. Tera’nın batırdığı 25 milyar dolar ile tam tamına 416 adet F-16 uçağı alabiliriz. Şu anda Türkiye’nin envanterinde olanın iki katı. Hani İsrail, çatışma falan diyoruz ya, İsrail’in toplam savaş uçağı sayısının 2,5 katı.

Vermiyorlar ya, verseler 110 milyon dolarlık fiyatıyla dünyanın en pahalı savaş uçağı denilen F-35’lerden 227 adet alabilirdik Tera’nın buharlaştırdığı para ile.

Milletin uçak gemisi zannettiği, İHA-SİHA gemisi dediğimiz TCG Anadolu’muz var mesela. Bunun maliyeti 1 milyar dolar civarı. Tera batığı ile 25 adet TCG Anadolu inşa edebilirdik.

Dünyanın en pahalı “hakiki” uçak gemisi var, USS Gerald Ford. Maliyeti 12 milyar dolar. Bundan da 2 adet alabilirdik.

Diyeceksiniz ki, hep savunmadan örnek veriyorsun. Doğru. Çünkü savunma harcamalarını çok önemsiyor millet, o yüzden.

Başka örnekler de mümkün.

Mesela hastane diyelim. Bugün 1000 yataklı bir şehir hastanesinin maliyeti 10 ila 14 milyar TL arası. Yaklaşık 250 milyon dolar. 25 milyar dolarlık TERA batığı ile 81 ilimize 100 şehir hastanesi yapmak mümkün.

Çok övündüğümüz Çanakkale Köprüsü var. Şişik maliyeti 2,5 milyar dolar. Tera’da batan para ile 10 Çanakkale Köprüsü yapmak kabildi. Osmangazi Köprüsü daha ucuz. 1,5 milyar dolar. Ondan 16 tane yapardık sağa sola. Yavuz Sultan Selim Köprüsü ise sudan ucuz 800 milyon dolar. Ondan 31 tane yapılırdı, Tera batığı ile Boğaz’ın üstünü köprüyle kaplardık.

Hani bir nefeste söylüyorsunuz ya “25 milyar dolar” diye.

Batan para bu işte. 440 F-16, 227 F-35, 100 şehir hastanesi, 10 Çanakkale, 16 Osmangazi, 31 Yavuz Sultan Selim Köprüsü.

Canlandı mı gözünüzde hırsızlığın, yolsuzluğun, dolandırıcılığın boyutu.

Şimdi daha iyi anladık mı Fatma Betül Sayan Kaya gibilerinin göz göre göre, göstere göstere nelerimizi çaldığını.

Sayan Kaya’ya düşen 550’de 1

Fatma Betül Sayan Kaya.

Allah’ın sevgili kulu mu bilmem ama iktidarın sevgili kulu olduğu aşikar.

Gençliğinden başlıyor kendisine olan muhabbet. Hiç kimseye verilmeyen İBB Bursu, özel olarak kendisine veriliyor.

Yüzbinlerce dolar.

Belediyede çalışıyor gözüküp aldığı bugünün parası ile 4 milyon TL burs ile Amerika’ya gidiyor. Eğitim üstüne eğitim.

“Karşılıklı bursu” belediyeye çalışarak ödemesi gerekirken hem vekil oluyor, hem de tıp doktoru, sonra da bakan.

Ama arada nasıl oluyorsa zengin de oluyor. O kadar zengin ki, sadece tek bir hisseye 1,5 milyon dolar yatıracak kadar.

Kocası ise bir başka hisseye 2 milyon dolar yatırıyor.

Nereden bu zenginlik acep. Bu gelirin vergisini ödediler mi elde ettiler, ödemediler de mi elde ettiler, belirsiz!

Yatırdıkları 3,5 milyon, aldıkları 45 milyon dolar. 5 ayda.

Ki bu toplam çalınan paranın yaklaşık 550’de biri. Geri kalan 549’luk pay nerede!

Yağmadan kim ne kaptı!

AK Parti seçmeni ne düşünüyor

AK Parti’ye oy veren seçmenin önemli bir bölümü fon meselesini çözmeye, anlamaya çalışıyor.

Hâlâ “Acaba bu söylenenler gerçek mi, sahiden böyle bir şey oldu mu?” aşamasındalar.

Gerçek olmamasını, böyle bir şeyin yaşanmamış olmasını diliyor ve istiyorlar.

Çünkü AK Parti’ye oy vermek istiyorlar ama kendileri neredeyse meteliğe kurşun atarken, çocuklarının geleceğinden kaygı duyarken ama yine de bir umut diye iktidarı desteklerken böyle bir şeyin olması hepsinde derin bir travmaya yol açar.

Bu yüzden de hâlâ “Olmamıştır inşallah” noktasındalar.

Göreceksiniz, iktidar da bu meseleyi o yönde yönetecek.

Kurumsal değil, bireysel bir mesele gibi gösterecek.

En makbul evlatlarını maktul yapacak.

“Kimsenin gözünün yaşına bakmadık” denilecek.

Hatta bu dolandırıcılık iktidarın ve yargının ne kadar tarafsız olduğunun da bir göstergesi haline getirilecek ve “Bakın biz sadece İmamoğlu’na değil yolsuzluğa, hırsızlığa bulaşan kendi adamlarımıza bile acımıyoruz” denilecek.

Ali Tarakçı ve Barış Yarkadaş

Gazeteci Ali Tarakçı tutuklandı.

Gerekçe “doğru olmayan bilginin yayılması” hani şu çıkarılırken “Basınla ilgisi yok. Gazetecilere uygulanmayacak” diye çıkarılan yasa.

Ali Tarakçı ile hiç tanışmadım. Bazen sosyal medyada paylaşımlarını görürüm, bazen kendi yazılarını yollar.

Tutuklanmasına gerekçe olan söylemi ise “Cuma günü çok önemli bir bakan istifa edecek” demesi.

Bundan dolayı gazeteci tutuklanır mı yahu!

Bunu yazan ve yanılan gazeteci okur gözünde güven kaybeder, inandırıcılık kaybeder zaten en büyük ceza da budur. Tutuklamak neyin nesi!

Bunu yazıp, borsada işlem yapar, ekonomi bakanı istifa edecek imasında bulunup, piyasayı karıştırır ve bundan istifade eder, o zaman bile tutuklamazsın ama dava açarsın, burnundan fitil fitil getirirsin ama bir bakan istifa edecek diye kendine ulaşan bilgiyi paylaşan adamı tutup içeri atmazsın, atamazsın.

Neredeyse her akşam televizyonlarda, hem de iktidar yanlısı kanallarda içerden haber aldığını ima etmeye bayılan birileri çıkıp “Kabine revizyonu kapıda, haftaya 10 bakan değişiyor” diye ahkam kesmeye bayılıyorlar.

Onların ne ayrıcalığı var. O da manipülasyon değil mi eğer bu tip haber suçsa.

Ya Barış Yarkadaş’ın dediğine ne demeli.

İçtaş Holding’in Tera’dan bir gecede 53 milyar TL çektiğini, bu nedenle tüm mal varlığına el koyulduğunu söylemek daha büyük manipülasyon, daha büyük suç ve bugünün şartlarında piyasalara daha zarar verici bir yalan değil mi!

Ali Tarakçı “Bakan istifa edecek” dedi diye tutuklandıysa, sakın yanlış anlamayın tutuklansın falan demiyorum ama Barış Yarkadaş’ın hücre hapsine atılması lazım.

Mekke Paktı TBMM’ye niye gelmiyor

Muhalefet ısrarla Mekke Paktı Anlaşması’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilmesini ve görüşüldükten sonra onaylanmasını istiyor.

Haklılar da, uluslararası anlaşmaların yürürlüğe girmesi ve iç hukuk haline gelmesi için TBMM’de onaylanması gerekiyor. Buna “uygun bulma kanunu çıkarılması” denir ve ardından Cumhurbaşkanı bunu onaylar, Resmî Gazete’de yayınlanır ve anlaşma uygulamaya girer.

Muhalefet de Anayasa gereği bu yöntemin uygulanmasını ve anlaşmanın Meclis’e gelip görüşülmesini istiyor.

Ancak anlaşma bir türlü meclise gelmiyor, görüşülmüyor, onaylanmıyor ve Resmî Gazete’de yayınlanmadığı için de yürürlüğe girmiyor.

Bu durumda zaten bu anlaşma Türkiye’de uygulanamaz, eğer Türkiye bu anlaşma kapsamında olduğu düşünülerek Yemen’e ya da başka bir yere asker yollayacaksa bunu bu anlaşmaya dayanarak yapamaz. Zaten anlaşma olmadan da TBMM tezkeresi yoluyla yurt dışına asker yollanabilir.

Yine de bu kadar ala ve vala ile açıklanan anlaşmamın TBMM’ye getirilmemesi ilgimi çekiyordu.

Önceki gün bunu Dışişleri’nde yakın zamana kadar çok önemli görevler üstlenmiş olan ama bir süre önce istifa ederek ayrılan bir kıdemli diplomata sordum.

Yanıtı çok basitti.

“Ortada henüz bir metin yok ki, TBMM’ye gelsin” dedi, şaşırdığımı görünce anlattı.

“Yapılan bir uluslararası anlaşma değil. Bu aslında bir ‘memorandum’ ya da bir ‘letter of intent’. Ortada bir pakt oluşturacak bir anlaşma olsa bu zaten Meclis’e gelir. Çünkü Meclis’e gelmeyen bir anlaşma anlaşma olmaz. Geçerli olmaz. Mekke’de imzalanan şey bir memorandum. Bir kavilleşme. Şimdi tarafların uzmanları bu memorandumu bir anlaşmaya çevirmek, bir paktın temeli olacak şekilde kurallara bağlamak için harıl harıl çalışıyordur. Bu bazen birkaç hafta sürer, bazen birkaç ay. Bunun erken açıklanması yani henüz anlaşma olmadan açıklanması ise bölgeye ve dünyaya bir mesaj vermek için yapılmıştır. O yüzden şu anda Meclis’e getirilebilecek bir şey olduğunu zannetmiyorum” dedi.

Kulüp mu okuldan çıkar okul mu kulüpten?

Fenerbahçe Spor Kulübü bir eğitim kurumu kurma konusunda yeniden çalışmaya başladı.

Bu proje Aziz Yıldırım tarafından çok önemseniyordu ama Ali Koç’un başkanlığı döneminde “Bizim işimiz eğitim değil spor” denilerek askıya alınmış, bildiğim kadarı ile üniversitenin isim hakkı bir kuruma kiralanmıştı.

Aziz Bey’in dönüşü ile üniversite ve hatta lise kurulması ile ilgili faaliyetler yeniden başlamış.

Bir eğitim kurumu kurmak her zaman iyidir. Eleştirecek halimiz yok.

Ancak Aziz Yıldırım bunu “Galatasaray’da var, bizde de olsun” diye kuruyorsa durum pek aynı değil.

Şöyle ki, Galatasaray Spor Kulübü, Galatasaray Lisesi’nin koridorlarında kuruldu.

Galatasaray Lisesi, Galatasaray Spor Kulübü’nün yönetim odasında kurulmadı.

Bu yüzden de Galatasaray Lisesi’nin kültürü kulübe aksetti.

Fenerbahçe’de ise eğitim kurumu kulübün yönetim odasında kuruluyor.

Bu durumda kulübün kültürü eğitim kurumuna akseder.

İkisi arasında çok önemli bir fark vardır.

Deniz Ay
Editör Güncellendi: 28 Eylül 2026 11:15