New York'ta yirmi yılı aşkın süredir muayenehanesinde insanları dinleyen bir psikiyatrist var: Dr. Sue Varma. Binlerce hastayı gözlemledikten sonra mutlu insanların ortak bir özelliği olduğunu fark etmiş. Bu ortaklığa bir ad vermiş ve kitabına da koymuş: pratik iyimserlik. Ve faydası yalnızca kafanın içinde kalmıyor, aynı zamanda bedene ve kalbe kadar uzanıyor.
Pratik iyimserlik, sabah aynaya bakıp "her şey harika olacak" demekle sınırlı değil. Dr. Varma bu noktada bilinçli bir ayrım yapıyor. Çünkü o tarz zorlama pozitiflik, psikoloji literatüründe "toksik pozitivite" olarak adlandırılan bir tuzağa dönüşebiliyor. Kötü hissettiğinizde kendinizi bir de bu nedenle suçlu hissetmeniz söz konusu olabiliyor.
Onun anlattığı iyimserlik bunun zıttı. Zorluğu görmezden gelmiyor, aksine kabul ediyor. Ardından "peki şimdi ne yapabilirim?" sorusuna geçiyor. Yani duygu bastırma değil, eyleme dönük bir umut. Varma'nın "Practical Optimism" kitabındaki çerçeve de tam burada devreye giriyor: gerçekçi kalıp, aynı zamanda harekete geçmek.
Günlük dört alışkanlık
Varma bu bakış açısını dört basit alışkanlığa bağlıyor. Hiçbiri büyük fedakârlık gerektirmiyor. Mesele, bunları gündelik hayata entegre edebilmek.
İlki farkındalık. Saatlerce meditasyon yapmaya gerek yok. Sabah kahvenizi telefona bakmadan, sadece tadına vararak içmek bile sayılıyor. Bir de ustalık var: bir işi adım adım öğrenip "bunu başarabiliyorum" duygusunu tatmak. Hareket de listede; bedeni kıpırdatmanın ruh haline iyi geldiğini çoğu kişi zaten hisseder. Sonuncusu, belki de en kolay ihmal edilen, anlamlı bağ kurmak. Bir dostla geçirilen gerçek bir saat, ekran başında geçen üç saatten daha doyurucu oluyor.
Varma'ya göre dördünü birden mükemmel şekilde uygulamak şart değil. Çoğu insan zaten birinde iyi, diğerinde zayıf. Zayıf olduğunuz alana küçük bir dokunuş bile dengeyi değiştirebiliyor.
230 bin kişilik araştırma ne söylüyor
İyimserliğin keyifli bir ruh hali olmaktan öte bir karşılığı var. Yaklaşık 230 bin kişiyi ortalama on dört yıl boyunca izleyen geniş bir araştırma, iyimser bireylerde kalp krizi ve inme gibi kalp-damar olaylarının yüzde 35 daha az görüldüğünü ortaya koydu. On beş ayrı çalışmanın bir arada değerlendirilmesiyle elde edilen bir sonuç bu; yani tek bir grubun rastlantısı değil.
Neden böyle olduğu tam olarak açıklanamamış değil. İyimser insanlar daha düzenli uyuyor, daha fazla hareket ediyor, doktor tavsiyelerine daha sık uyuyor olabilir. Stresin bedendeki yükünü azaltması da ihtimaller arasında. Sebep ne olursa olsun, rakamın büyüklüğü konuyu yalnızca moral meselesi olmaktan çıkarıyor.
İyimser doğmadıysanız sonradan olabilir misiniz?
Varma'nın asıl iddialı yanı burada. Ona göre iyimserlik doğuştan gelen sabit bir karakter değil, çalışarak geliştirilebilen bir beceri. Karamsar tarafa kaymaya yatkın biri bile, o dört alışkanlığı küçük dozlarda gündelik rutinine ekledikçe bakış açısının yavaş yavaş değiştiğini fark edebiliyor. Bir gecede olmuyor; ama olmuyor da değil.





