Norveç'in güneybatısında, Rogaland bölgesinde bir ağaç devrildi. Köklerin söktüğü toprağın arasında çamura bulanmış küçük bir nesne parladı. Mayıs ayında ortaya çıkan bu parça, 1.500 yıldır kimsenin dokunmadığı bir altın kılıç kabzasıydı.

Ağaç düşmeseydi kimse görmeyecekti.

Buluntu tamamen tesadüf. Devrilen ağacın kökleri toprağı altüst etti ve normalde metrelerce derinde bulunan bir katmanı yüzeye taşıdı. Parçayı bulan kişi, başta ne olduğunu anlayamamış, durumu Stavanger Üniversitesi Arkeoloji Müzesi'ne bildirmiş.

Müze ekibi alana gelip incelediğinde işin asıl tuhaf yanını fark etti. Kabza rastgele bir yere düşmemişti. Bir kaya çatlağının içine ve neredeyse elle yerleştirilmiş gibi duruyordu.

Sadece tören için yapılmamış bir kabza.

Kabza ince işçilikle yapılmış. Üzerinde filigre tekniğiyle yani örgülü altın tellerle işlenmiş süslemeler ve iki hayvan başı motifi bulunuyor. Avucun içine sığacak boyutta ama sanıldığından ağır. Göç Dönemi'ne yani altıncı yüzyılın ilk yarısına tarihleniyor.

İlginç olan parçanın üstündeki kullanım izleri. Arkeoloji Müzesi'nden doçent Håkon Reiersen, kabzanın bir vitrin objesi olmadığını belirtiyor. Gerçekten taşınan ve gerçekten kullanılmış bir kılıca aitmiş. Onu kuşanan kişi de sıradan biri olamaz. Bu kadar altın ve bu işçilik, ancak bölgenin en tepesindeki birine yakışır.

Bunun gibi yalnızca on yedi tane biliniyor.

Bu tür altın kabzalar son derece nadir. Tüm Kuzey Avrupa'da bugüne kadar yalnızca on yedi benzer örnek kayda geçmiş. Rogaland'da ise ilk kez bir tane bulundu.

Aslında bölgenin böyle sürprizleri bu ilk değil. Aynı çevreden on dokuzuncu yüzyılda gümüş halkalar ve 1907'de bir Roma bronz kazanı çıkmıştı. Arkeologlar bu nedenle Jæren'i Göç Dönemi'nin önemli bir güç merkezi olarak değerlendiriyor. Servet burada toplanmış ve kıyıdaki ticaret yolları buradan denetlenmiş. Tek başına bir altın parça tesadüf olabilirdi ama art arda gelen bu buluntular onu bölgenin zenginlik geçmişine yerleştiriyor.

Peki, neden bir kaya çatlağına gömülsün?

Kabzanın toprağa girdiği yıllara bakınca işin rengi değişiyor. MS 536'da büyük bir volkanik patlama Kuzey Avrupa'yı aylarca karanlığa gömdü. O yıl yaz neredeyse gelmedi. Güneş soluklaştı. Ürün tutmadı ve ardından da kıtlık yaşandı. İskandinav efsanelerindeki o uzun, amansız kışın, yani Fimbulwinter'in bu felakete dayandığını düşünenler var.

Kabza tam da bu yıllara denk geliyor. Emekli profesör Siv Kristoffersen, altının kaya çatlağına bilerek konduğunu ve kaybolmuş bir eşya olmadığını ifade ediyor. En akla yatkın açıklama da bu zaten. Aç ve korku içindeki bir topluluğun, elindeki en kıymetli şeyi tanrılara verip felaketin geçmesini umması.

Doğrusu burada biraz duraksamak gerek. Bir kaya çatlağına konmuş altın bir kabzanın neden oraya konduğunu onu koyandan başka kimse kesin bilemez. Kristoffersen'in adak yorumu en güçlü olanı ama tek olasılık değil. Kabza şu an Stavanger Üniversitesi Arkeoloji Müzesi'nde, uzmanlar üzerinde çalışmayı sürdürüyor.