Yaş ilerledikçe zamanın daha hızlı aktığı hissine bilim dünyasında "Dopaminerjik Zaman Algısı" adı veriliyor. Çocukluk döneminde beyin, her gün karşılaştığı yepyeni bilgiler, ilk kez görülen nesneler ve keşiflerle yoğun bir öğrenme sürecinden geçer. Bu yoğun bilgi akışını işlemek için daha fazla enerji harcayan beyin, anıları çok daha detaylı kaydeder. Bu nedenle geriye dönüp bakıldığında o dönemler oldukça uzun gelir.

Ancak yetişkinlikte hayat bir rutine bağlandığında, yani aynı ev, aynı iş, aynı yollar ve aynı yüzlerle karşılaşıldığında, beyin adeta "otomatik pilot" moduna geçer. Yeni bir şey keşfedilmediği için beyin günleri detaylıca kaydetme ihtiyacı duymaz ve zaman algısı bir film şeridi gibi hızlanır. Bu durum, hayat ne kadar rutinse zamanın o kadar hızlı aktığı anlamına gelir.

Zamanı yavaşlatmanın ve ömrü "uzatmanın" tek yolunun beyni şaşırtmak olduğu belirtiliyor. Bunun için rutini kırmak öneriliyor. Örneğin, her gün eve dönüş yolunu değiştirmek, hiç dinlenilmeyen bir müzik türünü dinlemek, hafta sonu hiç gidilmeyen bir semti keşfetmek veya tamamen yeni bir hobiye sıfırdan başlamak gibi aktiviteler beyni uyarabilir. Beyne ne kadar çok "yeni veri" verilirse, zaman algısının çocukluktaki o uzun ve keyifli günlere benzer şekilde yavaşlayacağı ifade ediliyor.