Yeni bir ulusal araştırma, Y kuşağı annelerinin önceki nesillere kıyasla çok daha ağır bir zihinsel yük altında olduğunu gösteriyor. Günümüz toplumunda annelik kavramı dönüşürken, bu değişimin bedelini en ağır ödeyenler Y kuşağı kadınları oluyor. Talker Research'ün 2.000 anne üzerinde yaptığı anket, Y kuşağı annelerinin Baby Boomer kuşağına göre üç kat daha fazla "kırgınlık" hissettiğini ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre, annelerin yarısı zihinsel olarak tamamen tükenmiş durumda. Bu durumun temelinde, evin organizasyonu ve koordinasyonu gibi süreçlerin tamamen kadının sorumluluğuna bırakılması yatıyor.

ZİHİNSEL TÜKENMİŞLİK VE 'GÖRÜNMEYEN EMEK' KRİZİ

Modern annelerin en büyük sorunu, sadece fiziksel iş yükü değil, evin tüm yönetimsel işlerini tek başına üstlenmeleri. Araştırma verileri, küçük çocuk sahibi annelerin, aile üyelerine yapmaları gereken işleri hatırlatmak için yılda tam 20 iş gününe bedel bir süreyi sadece "hatırlatma mesaisi" yaparak kaybettiğini gösteriyor. Dr. Ana Catalano Weeks'e göre, bu görünmez çalışma biçimi kadınların kariyerlerini baltalarken, çiftler arasında da gerginliklere neden oluyor. Evin düzeni sorunsuz işlediğinde bu durumun takdir edilmemesi, annelerdeki yalnız bırakılma hissini artırıyor. Y kuşağı annelerinin yüzde 40'ı, hane halkı işleri yolunda gittiğinde kimsenin bu çabayı fark etmediğini belirtiyor.

Y KUŞAĞI ANNELERİ 'HER ŞEYE SAHİP OLMA' BASKISI ALTINDA

Psikolog Dr. Jolie Silva, Y kuşağı kadınlarının eğitim ve kariyer hayatında "kadın güçlenmesi" idealleriyle büyütüldüğünü ancak anneliğin gerçek yüklerine dair yeterince hazırlıklı olmadıklarını ifade ediyor. Kariyer basamaklarını tırmanan bu kadınlar, anne olduklarında kariyer hedefleri ile "ideal annelik" rolleri arasında sıkışıp kalıyor. Silva, "Çalışan anne olmanın gerçekleri ancak o sürecin içine girildiğinde anlaşılıyor. Anneler bir yandan ekonomik zorunluluklar, diğer yandan ise 'anne suçluluğu' ile her yöne çekilerek hırpalanıyor" diyerek modern anneliğin psikolojik çıkmazına dikkat çekiyor. Araştırmaya katılan annelerin büyük bir çoğunluğu, en temel ihtiyaçlarının "kişisel zaman" olduğunu ve ailelerinden daha fazla somut yardım beklediklerini dile getiriyor.

YILDA 20 İŞ GÜNÜNE BEDEL 'HATIRLATMA' MESAİSİ

Sorunun çözümüne yönelik geliştirilen teknolojik araçlar, yükün adil dağılımını hedeflese de duygusal bedelin ağırlığı devam ediyor. Uzmanlar, annelerin ailenin ihtiyaçlarını henüz ortaya çıkmadan öngörme yükümlülüğünün kronik bir yorgunluğa dönüştüğü konusunda birleşiyor. Annelikteki bu kitlesel tükenmişlik, sadece bireysel mutsuzlukla sınırlı kalmıyor; iş dünyasında kadın istihdamının sürdürülebilirliğini ve genel ekonomik verimliliği de tehdit ediyor. Psikolog Ieva Kubiliute'nin de vurguladığı gibi, annelerin taşıdığı bu çok yönlü rolün duygusal yükü, toplumsal düzeyde ele alınması gereken ciddi bir kriz halini almış durumda. Modern anne, fark edilmeyen devasa bir sistemi tek başına ayakta tutmaya çalışan bir "yönetici" konumunda; ancak bu yöneticilik rolü, sadece daha fazla yorgunluk ve kırgınlık getiriyor.