Türkiye ekonomisi, küresel belirsizliklerin ve bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde, güçlü büyümesini sürdürerek istikrarını korudu. TÜİK'in açıkladığı verilere göre, yılın son çeyreğinde ekonomi yüzde 3,4 büyüdü ve bu performansla kesintisiz büyüme serisi 22 çeyreğe ulaştı.

Yıl genelinde büyüme oranı yüzde 3,6 olarak gerçekleşirken, Orta Vadeli Program'da öngörülen yüzde 3,3'lük hedefin üzerine çıkıldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, bu sonuçların siyasi ve ekonomik istikrarın, uygulanan ekonomi programının ve makroekonomik temellerin sağlamlığını bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. Milli gelir 1,6 trilyon dolara, kişi başı gelir ise 18 bin 40 dolara yükseldi.

Büyümede inşaat ve hizmetler sektörleri öne çıktı; inşaat dahil hizmetler sektörü yıl genelinde yüzde 4,3, inşaat sektörü ise yüzde 10,8 büyüme kaydetti. Sanayi sektörü yıl boyunca yüzde 2,9 büyürken, tarım sektörü olumsuz iklim koşulları nedeniyle yüzde 8,8 daraldı. Sanayi üretimindeki artış, seçici desteklerle sürdürülürken, hizmetler ve inşaat sektörleri büyümeye güçlü katkı sağladı.

İşgücü ödemelerinin milli gelire oranı yüzde 32,7 ile yüksek seviyesini korudu. Toplam tüketim harcamalarında yüzde 3,5, sabit sermaye yatırımlarında yüzde 7 ve makine-teçhizat yatırımlarında yüzde 5 artış yaşandı. Kamu tüketimindeki yüzde 0,8'lik sınırlı artış, mali disiplinin sürdüğünü gösterdi. Bütçe açığının milli gelire oranı ise yüzde 2,9 ile hedeflenenin altında kaldı.

Küresel ekonomideki zayıf talep ve jeoekonomik riskler nedeniyle net ihracat büyümeyi aşağı çekerken, Türkiye'nin çeşitlenmiş ihracat yapısı ve üretim kapasitesi, dış koşullara karşı ekonominin dayanıklılığını destekledi. Cari açık, milli gelirin yüzde 1,6'sı seviyesinde sürdürülebilir düzeyde kaldı. Yetkililer, önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadele, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve verimlilik artışı için politikaların kararlılıkla sürdürüleceğini vurguluyor.

"Böylece, siyasi ve ekonomik istikrar içinde 16 yıl kesintisiz büyümemiz devam etmiş; siyasi kararlılık ve koordinasyon içinde hayata geçirdiğimiz ekonomi programının etkinliği ve makroekonomik temellerimizin sağlamlığı bir kez daha teyit edilmiştir. Bu süreçte milli gelirimiz tarihi bir rekorla 1,6 trilyon dolar seviyesine çıkmış, kişi başı gelirimiz ise 18 bin 40 dolara ulaşmıştır. Son yıllarda kaydettiğimiz sürdürülebilir yüksek büyüme oranlarıyla, dünyanın en büyük 16'ncı ekonomisi olmayı ve yüksek gelirli ülkeler konumuna yükselmeyi öngörüyoruz.

2025 yılı dördüncü çeyreğinde sanayi sektörü yüzde 0,9 oranında büyürken inşaat dahil hizmetler sektörü yüzde 3,7 oranında büyüme kaydetmiştir. Tarım sektörü ise yüzde 7,2 oranında küçülmüştür. 2025 yılı dördüncü çeyreği büyümesinde, inşaat dahil hizmetler sektöründeki olumlu görünüm ve sabit sermaye yatırımlarındaki artış belirleyici olmuştur. Sanayi üretimindeki sınırlı artış, dış talepteki yavaşlama ve küresel ticaret politikalarındaki belirsizliklerle uyumlu bir görünüm sergilemiştir. Yıl içerisinde yaşanan zirai don ve kuraklık başta olmak üzere olumsuz iklim koşullarının etkisiyle tarım sektörümüz 2025 yılında yüzde 8,8 oranında küçülmüştür. Diğer taraftan, sıkı makroekonomik politika çerçevesi korunurken seçici alanlara yönelik desteklerle sanayi sektörü yıl genelinde yüzde 2,9 oranında büyüyerek üretim kapasitesindeki dayanıklılığını ortaya koymuştur."

"Harcamalar yönünden değerlendirildiğinde, toplam tüketim harcamaları yıllık yüzde 3,5 oranında artış kaydederken sabit sermaye yatırımlarının yüzde 7, makine ve teçhizat yatırımlarının ise yüzde 5 oranında artış kaydetmesi büyümenin kompozisyonunun daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya evrildiğini göstermektedir. 2025 yılında kamu tüketiminde yüzde 0,8 oranında sınırlı artış kaydedilmesi, enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan mali disiplinin somut bir yansımasıdır. Nitekim, 2025 yılında bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 3,6 olan OVP öngörümüzün oldukça altında, yüzde 2,9 olarak gerçekleşmiştir."

"Türkiye ekonomisi güçlü üretim kapasitesi, çeşitlenmiş ihracat ürün ve pazar yapısı sayesinde dış koşullardaki dalgalanmalara rağmen dayanıklılığını korumaktadır. Bu gelişmeler neticesinde, 2025 sonu itibarıyla cari açığın milli gelire yüzde 1,6 oranıyla sürdürülebilir seviyesini devam ettirmektedir. Hayata geçirdiğimiz makroekonomik istikrar çerçevesi ve yapısal reformlara yönelik öncelikli düzenlemeler, karşılaşılan küresel ve yurt içi sınamalara rağmen etkinliğini kanıtlamış ve elde edilen kazanımlar sağlam bir politika zemini oluşturmuştur. 2026-2028 dönemini kapsayan OVP'de ortaya konulan hedefler doğrultusunda, ekonomimizin şoklara karşı direncini artıran, enflasyonla mücadelemizi güçlendiren, yatırım ortamını iyileştiren ve verimlilik artışını destekleyen politikalarımızı kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz."