YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, 10 Ekim Ankara Garı Katliamı anmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Fon soruşturmasında inceleme altına alınan 214 kişinin isimlerinin açıklanmaması ve konuyla ilgili araştırma komisyonu kurulması teklifinin reddedilmesine tepki gösteren Özel, iktidarın fon krizi nedeniyle baskı altında olduğunu söyledi.
"Olay gerçek, haber gerçek, fotoğraf gerçek"
Özel'in konuşması şöyle:
Arkadaşlar, iktidarın fon krizi konusunda kimyası bozulmuştur ve bu fon krizi konusunda onları kimin rahatsız ettiği ortadadır. Dönüp dönüp CHP'yi hem kendisi hem partisinin sözcüsü sürekli ifade ediyorsa fon krizi meselesinde önlerindeki tehdit, onları rahatsız eden ve mağdurların ve tüm kamunun hakkını savunanın CHP olduğunu teyit ediyor demektir.
O Ömer Çelik'i dün izlemişsinizdir, takip ettiniz. Gördünüz paniği, vücut dilini, gerginliği, suçluların telaşını ve çok açık bir şey söylediler. Dediler ki: 'Biz bundan sonra hukuken ve siyaseten en üst mücadele ve alarm pozisyonundayız.'
O bunu dedikten sonra iki tane gazeteci tutuklandı. İki gazeteciye önce adli kontrol uygulandı, Türkiye uykudayken ışık hızıyla bu karara itiraz ettiler ve ev hapsine çevrildiler. Dört gazeteci özgürlüklerinden menedildi.
Bu gazetecilerden bir tanesi Sözcü gazetesindeki değer- Mustafa arkadaşımız ne yaptı? Sadece biz iddiada bulunuyorduk: 'Ömer Çelik bu fon krizinde çok büyük bir meblağı zimmetine geçiren ve Fatma Betül Sayan Kaya'nın 10 katı, toplam 3333 daire parasını fon krizinden, fon döneminde kazanan, sözde kazanan, insanları mağdur eden birisiyle Bodrum'da tatil yaptı.' dedik. 'Uçakla birlikte gittiler, birlikte döndüler.' dedik. Arkadaşımız da bu tatilden bir konser fotoğrafını paylaştı Ömer Çelik'le birlikte.
Olay gerçek, haber gerçek, fotoğraf gerçek; ama milleti dolandıranlar değil, bunu açığa çıkaranlar hapse konuyor. En üst düzeyde hukuki mücadele diye bir parti sözcüsü nasıl söyler?"
"Böyle ikili hukuk sistemi olur mu?"
Diyorlar ki: 'Biz bir hesap açtık, nefsine uyanlar parayı buraya koysun, biz bunların peşine gitmeyeceğiz.' Arkadaşlar, Fatma Betül Sayan Kaya ifade verdi deniliyor. Gören var mı? Girişini gören var mı? Çıkışını gören var mı? 2 bin lira hakkında iddia olan kişileri sabah 6'da kapısına polisle dayanıp, kapıyı açtırıp, mahrem görüntüleri servis ettirip, ensesine bastırıp, her gün doktor muayenesine giderken filme çekenler; Fatma Betül Sayan Kaya'yı 'Merak etmeyin bir yerde ifade verdi.' diyor. Böyle ikili hukuk sistemi olur mu?
Bu işi Erdoğan yaptıysa derhal, derhal istifa etmeli, hesap vermelidir. Yok, Erdoğan'ın burnunun dibinde bakanları, genel başkan yardımcıları, bürokratları ve onun atadıkları yaptıysa; yönetme kabiliyetini bırakmıştır, direkt sandık gelmelidir ve iş ehline, devleti yönetebileceklere teslim edilmelidir. Ya büyük bir dolandırıcılığın hamisidir ya da burnunun dibinde yapılan bu dolandırıcılığı fark etmeyecek kadar acz içindedir, yönetme kabiliyetini yitirmiştir.
"İsim listesi bir an önce yayınlanmalıdır"
Ayrıca dün ifade ettim, bir kez daha söyleyeyim: Bu isim listesi bir an önce yayınlanmalıdır. Bugün iktidara yakın köşe yazarları da yazıyor. Diyor ki: 'Bu isimler sürekli... İsimler sızdırılıyor, kimi doğru kimi yanlış.' Doğrunun öğrenilebilmesi için isim listesinin bir an önce yayınlanması lazım, herkes görsün. Geçtiğimiz haftanın mağduru Ümit Özlale'ydi, onun ismi verildi. Ümit Özlale yalanladı, kimse bir şey demedi.
Bu hafta Adalet Bakanlığı çevrelerinden her tarafa, her birinize yayılan listenin içinde Mahinur Hanım'ın babasının adı vardı. Bu sefer o mağdur olmuş. Bağırıyorlar: 'Efendim 10 dakikada öğrenmiş, babamın T.C.'si bu, esas olanın bu.' Mahinur Hanım check etmek için görüyorsa, bu millet hesap sormak için niye görmüyor? Ha ben şunu da ifade ettim; Mahinur Hanım'ın babasının ellerinden öperim. Bu iş, listeyi gizli tutanlar yüzünden ve sızdıranlar, hatta operasyonu sulandırmak isteyen Adalet Bakanlığı tarafından bu işler oluyor. Buna el koysunlar kardeşim, listeyi açıklasınlar, bu iş bitsin.
Mahinur Hanım babasına iftiraya varan bir haksız sızdırma yapılınca bir mağduriyet yaşadı. Ben bunu bir fırsat olarak görüyorum. Babasının mağduriyeti ortadan kalktı. Şimdi Mahinur Hanım, örneğin Ekrem İmamoğlu'nun babası Hasan Bey, babasından daha yaşlı. Onun evinin bahçesini gelip 'Senin oğlun hırsız, buraya para gömdü' diye kazdılar bütün konu komşunun önünde. Evinin önündeki kuyuda para aradılar, altın aradılar herkesin gözünün önünde.
O baba babaysa Mahinur Hanım'ın, buradaki Hasan amca baba değil mi? Ya da küçücük çocuğun kulağındaki altına detektör tutanlar İBB davasında ararken, o kız çocuğu çocuk değil mi? Onun anası, babası, dedesi yok mu?
"Damdan düşeni damdan düşen anlar"
Her gün sabahleyin evlerinin kapısına muhalifsen dayanılıyor, iktidardaysan nefsine uymuş arkadaş, parayı koydu, ifade de verdi. Böyle şey olmaz! Bunu milletimize şikayet ediyorum.
Mahinur Hanım bak başına geldi. Damdan düşeni damdan düşen anlar. Baban hakkında isim soyisim benzerliğinden bir şey oldu, ne kadar üzüldünüz. 18 aydır haysiyet cellatlığıyla muhatabız. Bu sesi duyun. Hadi bakalım Aile Bakanı olarak sadece babanız için değil; bütün iftiraya, haksızlığa kurban giden babalar için, eşler için, küçücük okula gidip de 'Senin baban hırsız mı?' sorularına muhatap kalan masum çocuklar için harekete geçin bakalım."