Murat Ağırel'den Yılmaz Özdil'e sert yanıt: 'Tatlı su gazetecisi'

Tutuklu gazeteci Murat Ağırel, kendisini eleştiren Yılmaz Özdil’e yanıt verdi. Özdil’in gazetecilik anlayışını eleştiren Ağırel, “Araştırmacı gazetecilik…

Murat Ağırel'den Yılmaz Özdil'e sert yanıt: 'Tatlı su gazetecisi'

Sarıgül ailesine yönelik soruşturma kapsamında 19 Ekim’de tutuklanan gazeteci Murat Ağırel, kendisi hakkında eleştirilerde bulunan Yılmaz Özdil’e yanıt verdi.

Ağırel, Cumhuriyet gazetesindeki köşe yazısında Özdil’in açıklamalarını eleştirerek, gazetecilik anlayışına yönelik değerlendirmelerde bulundu.

Ağırel'in yazısının tamamı şu şekilde;

Tatlı su gazetecisinden dersler

Karapara aklama iddiası ile gözaltına alındım. Vatan Emniyet’te dolandırıcılık ve örgüt iddiası da eklendi. Savcılıkta bu sefer “örgüte üye olmadan örgüte yardım” suçlamasına döndü. Nasıl yapmışım? Haber yapmayarak. 195 yıllık Türk basın tarihinde ilk oldu. Bu rekor, tarihin karanlık sürecinde ilk örnek olarak sunulacak.

Bu yazıyı kaleme aldığım ana kadar televizyonum yoktu. Gazeteye ulaşımım yok. Kantinde satılan kalem dışında kalem yasak. Çizgisiz kâğıt yasak. Ne oluyor ne bitiyor bilmiyorum. Avukatlarım özet getirdiler. Bilgi sahibi oldum.

Sahibinin sesi olan bazı kuyruk acısı sahibi bir koro tutturmuş. Avukatlarım suç duyurusu yapıyor. Birine yanıt vermek gerekiyor:

Yılmaz Özdil...

Kendisini öyle bir dev aynasında görüyor ki ondan başka gazeteci olmadığını düşünüyor. Kişisel hıncı ve husumetleriyle yaptığı yayınları ciddiye alan yok. Ama 23 Ekim 2026 tarihli “Mustafa Sarıgül-Murat Ağırel” başlıklı videosunda benim tutuklanmam hakkında yorumlarda bulunmuş. Deşifresi geldi bana, okudukça koğuşta kahkaha attım. Videoyu izleyenler Türkiye’de demokrasinin Norveç standartlarında olduğunu, gazetecilerin de yaptıkları hatalar nedeniyle tutuklandığını zanneder. Aslında Yılmaz Özdil korunaklı alanlarda, elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan gazetecilik yapmanın kurallarını anlatmış. Ama akıl mantık sınırlarından kopmuş, araştırmacı gazetecilik konusunda zerrece bilgisi olmayan bir kişi ancak bu yorumları yapabilir.

ÖZDİL’E BİRKAÇ ÖRNEK

Yılmaz Özdil, Mustafa Sarıgül’ün YENİ Partili olduğunu vurguluyor ve benim YENİ Parti’yi desteklediğimi iddia ederek şöyle diyor:

“Murat Ağırel ve onunla ortak yayın çizgisinde hareket eden diğer gazetecilerin YENİ Partili herhangi birinin aleyhinde haber yapması mümkün mü? Bunun örneğini gördük mü? Yok.”

Sadece kişisel öfkesi, hırsı, egosuyla yayın yapan Yılmaz Özdil’in diğer gazetecilerin haberlerini hatırlaması beklenemez ama ben hatırlatayım:

10 Ocak 2026 tarihinde Cumhuriyet gazetesindeki “PayCO operasyonundan neler çıktı” başlıklı yazımda YENİ Partili Mustafa Sarıgül ve oğlu Ömer Sarıgül’ün adının yasadışı bahis iddianamesinde geçmesini haberleştirdim. Onları TV’deki yayında anlattım. Haber yapmamam için arayanlara da siyasilere de gereken yanıtı verdim.

Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın belediye parasını kişisel işlerinde kullanmasını yazdım. Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek belediye başkanıyken Sayıştay raporlarındaki yolsuzluk iddialarını anlattım. Baklava kutusunda para alan Manavgat Belediye başkanını da yazan, anlatan benim.

Yılmaz Özdil düştüğü bu yanılgı ve yalan sarmalını taçlandırmış; “Bu belgeler niye Murat Ağırel’e verildi” diye sorarak söyle devam etmiş:

“YENİ Parti milletvekili Mustafa Sarıgül hakkındaki belgeler verildiği saniyede Murat Ağırel’de alarm zilleri çalması gerekiyordu.”

Yani ona göre; ben, YENİ Partili biri hakkında bilgi edinirsem habere sırtımı dönmem gerekiyormuş! Hemen bir tezgâh olduğunu düşünüp uzaklaşmam gerekiyormuş.

Soruyorum: Yolsuzluk yapanın partisi mi olur?

Hele ortada 1 milyar Avroluk bir karapara iddiası varsa elbette araştırırım.

Yılmaz Özdil’e göre; Sinan Çampınar ile görüştüğüm için tufaya düşmüşüm.

Gazeteci araştırmanın, belgelere ulaşmaya çalışmanın, belgesiz haber yapmamanın, muhataba cevap hakkı tanımanın bir suça dönüştürülebileceği korkusuyla mı işlerini yapacak?

Hatta ben bu haber nedeniyle iftiraya uğrayabileceğimi hissettim. Bunun önüne geçmek için araştırma boyunca her adımı kaydettim. Yazışmaları topladım, ekip arkadaşlarıma anlattım.

Tüm bu belge ile delilleri Emniyet ve adliye sürecinde sunmama karşın cezaevindeyim.

MANTIK SINIRLARINI AŞAN DERS

Tüm bunları görmezden gelen Yılmaz Özdil yüksek perdeden ders vermeye devam ediyor:

“Gazetecilik okuyan genç arkadaşlarıma ben kendi payıma hep aynı öneriyi yaparım. Yazmayacağın bilgiyi öğrenmeyeceksin. Önünde arkanda sensörlerin olmalı. Yaklaşırken dikkat etmelisin o sensörlere. Yoksa çarparsın. Yazmayacağın bilgiye temas etmeyeceksin. Yazmayacağın bilgiyi asla öğrenmeyeceksin. Murat burada tufaya getirilmiş. Yazmayacağı bilgiye yaklaştırılmış.”

Sevgili gençler... Sakın. Bu dersi unutun. Vallahi sizinle alay ederler. “Bilgiyi öğrenmeden yazıp yazmayacağına nasıl karar vereceksin” diye çok basit bir soru yöneltirler, komik duruma düşersiniz. Normal olarak ve mecburen; her muhabir, araştırmacı gazeteci önce bilgileri toplar, araştırır ve sonunda haber değeri olup olmadığına karar verir. Yılmaz Özdil galiba “yazılacak bilgi”, “yazılmayacak bilgi” konusunda uzaktan uyarı veren bir sensör icat etmiş ya da muhabirlikle tamamen bağlarını koparmış. Araştırmacı gazetecilik konusunda en ufak fikri yok.

Yılmaz Özdil; “Yayınlamayacağın haberin peşine düşme” demek istediyse yine çok vahim. Gazeteci, partiye, gücüne bakmadan her haberi araştırır ve yayınlar.

YAZMAYAN TUTUKLANACAK MI?

Yılmaz Özdil sensör icadından sonra yalan haber makinesini de bulmuş. Şöyle demiş:

“Yazmayacağın bilgiyi öğrenmeyeceksin. Öğrendiysen de o bagajdan kurtulmanın tek yolu var. Mutlaka ama mutlaka yazacaksın.”

Büyük laflar gibi algılanabilir ama gazetecilik hayatında bu sözler saçmalık. Keşke Yılmaz Özdil engin birikimiyle ne kadar sürede haber yazmazsak tutuklanacağımızı da anlatsa. Bazen bir haberi hazırlamak aylar hatta bir yıl sürer. Savcılar, “Neden 2-3 ayda iddianame yazmadın” diye tutuklanıyor mu? Gazeteciler çalıştıkları haberi şu sürede yayınlamazlar ise tutuklanır diye bir kanun mu çıktı?

Ama Özdil’e göre sahte belge mi değil mi diye araştırmadan muhataplarına sormadan haberi yayınlamalıyız! Yoksa tutuklanırız.

Yılmaz Özdil, “Murat yazmayacağı, yazamayacağı bilgiye temas ettirilmiş” diyor.

Bu doğru değil ve ağır bir iftira, aynı zamanda yalan.

Sinan Çampınar’ın SWIFT belgesini göndermesi ile şikâyeti arasında 9 gün var. Kendisinden bu belgenin alt bilgilerini istedim. Bankaya sordurdum. Bankada çalışan kişi aracılığıyla haberi olmuş, bana sordu. Doğrulansaydı haberi yazacaktım. Sonrasında da Sarıgüllerin avukatı ile Cumhuriyet gazetesinde görüştük. Bana kendi belgelerini (Denizbank) sundular

GAZETECİLİĞİN İNKÂRI

44 yıldır gazetecilik yaptığını belirten Özdil videosunda şöyle diyor:

“Bize habire bilgi gelir; ‘AKP ile ilgili bilgi vereceğim, Melih Gökçek’le ilgili bilgi vereceğiz. Tayyip Erdoğan’la bilgi vereceğiz. CHP’li belediyelerle, YENİ Part’yle ilgili bilgi vereceğiz.’ Verilmesi gereken cevap daima şudur; savcıya ver.”

Yılmaz Özdil Norveç’te “Oslo’nun Sesi” gazetesinde çalışıyor herhalde. Ama öyle olsa dünya basın tarihinde birçok skandalın savcılar tarafından değil gazeteciler tarafından ortaya çıkarıldığını bilir.

Aman gençler. Bu mantıkla gazetecilik yaparsanız asla iyi bir muhabir olamazsınız. Çok haber kaçırırsınız. Sonra ana haber bülteninde elinizde dedektör ile altın ararsınız. Ya da kuyruklu piyano ile haber sunarsınız.

Almanya’daki araştırmalarım ile Gökçekler hakkında zımba gibi dosya haber yaptım. Savcılık harekete geçti. Hepsi kelimesi kelimesine doğrulandı. Çünkü araştırdım, belgeledim. Yılmaz Özdil’e göre hemen savcılığa yönlendirmeliydim.

Yılmaz Özdil videonun genelinde “Tatlı su gazeteciliği nasıl yapılır” dersi verirken benim tufaya düştüğümü savunuyor. Neden hapiste olduğum ile ilgili, beni hapse atanlar ile ilgili tek kelam etmiyor, edemiyor.

Sinan Çampınar gibi şaibeli, karapara akladığını ikrar eden bir kişinin “izlenimine” dayanarak bir gazetecinin hapse atılmasına tek kelime etmiyor. “Sahte belgeler ile haber yapmayı” savunuyor.

Biz mesleğimizi yaparken Uğur Mumcu’yu örnek alırız.

Deniz Ay
Editör