Batı Yarımküre'nin ortasında yer alan 11 milyon nüfuslu Küba, ABD'nin en büyük askeri gücüne ve küresel üslerine rağmen ulusal güvenlik tehdidi olarak görülüyor. Washington'a göre ada, sadece ekonomik krizlerle boğuşan küçük bir ülke değil, aynı zamanda Amerikan güvenliğini sarsabilecek "olağanüstü bir tehlike". Bu iddia, Donald Trump yönetiminin uyguladığı ambargoyu ve ekonomik kuşatmayı meşrulaştırmak için kullanılıyor. Küba'nın asıl "suçu" ise yıllardır boyun eğmemesi olarak gösteriliyor.
'HEDEF REJİM DEĞİŞİKLİĞİ'
ABD Başkanı Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba'da yıl sonuna kadar rejim değişikliği hedeflediklerini açıkça belirtiyor. Trump'ın 1 Mayıs'ta imzaladığı kararname, Küba'ya yönelik kuşatmayı "ulusal güvenlik" bahanesiyle daha da artırdı. Washington, Küba yönetimini "halkını düşünmemekle" suçlarken, petrol ambargosunu derinleştirerek milyonlarca insanı karanlığa mahkum etmesi çifte standart olarak yorumlanıyor. Mart ayında elektrik şebekesinin çökmesiyle 11 milyona yakın insan günlerce elektriksiz kaldı. Halk gıdaya, suya ve ilaca erişimde zorlanırken, hastanelerde ameliyatlar durdu, okullarda çocuklar titriyor. Bu tablo, "küresel vicdanı" tekellerine alanlar için bir insan hakları ihlali midir sorusunu akıllara getiriyor.
Washington'a göre adadaki tüm trajedinin sorumlusu sosyalizm. Ancak ambargo kaldırılırsa Küba ekonomisinin ne olacağı merak ediliyor. Rubio'nun, rejim değişikliği karşılığında ambargonun gevşetilebileceğini ima etmesi, asıl meselenin itaat etmek olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Bu noktada Marco Rubio'nun kişisel tarihine de değinmek gerekiyor; ailesi, siyasi kariyerinin başında iddia ettiğinin aksine Castro iktidarından kaçmamış, devrimden önce adadan ayrılmıştı.
PETER PAN OPERASYONU
Washington için Küba'dan kaçanlara dayalı mağduriyet edebiyatı önemli bir propaganda aracı. 1960'ların başında bu mağduriyeti yaratmak için "Peter Pan Operasyonu" adı verilen kirli bir operasyona imza atılmıştı. CIA ve kilise işbirliğiyle yayılan "Komünist rejim çocuklarınızı elinizden alacak" yalanı, 14 binden fazla Kübalı çocuğun ailelerinden koparılarak ABD'deki güvensiz kamplara ve yetimhanelere gönderilmesine neden oldu. Rubio'nun arkasına sığındığı sağcı Miami diasporası, bu trajedinin üzerinde yükseldi.
Ancak ne Peter Pan komploları ne de Trump'ın enerji ablukaları, Küba'nın dünya tarihindeki yerini silemiyor. Dış politikasını küresel sermaye şablonlarına göre değil, halkların esenliğine göre şekillendiren Küba, Batista diktatörlüğünü devirdiğinden beri emperyalizmin hedefinde. Okyanusları aşarak Angola'ya gönderdiği askerleriyle ırkçı Apartheid rejiminin çöküşünde tarih yazan, dünyanın en ücra köşelerine doktor ve öğretmen gönderen bir dayanışma kültürü sergileyen Küba'nın hayatta kalması, emperyalizme boyun eğmeden de var olunabileceğini gösteriyor. Bu durum, Washington'ın gözünde en büyük günah olarak görülüyor.





