Takvimler 11 Eylül 2001'i gösterdiğinde dünya, tarihin en büyük saldırılarından birine tanıklık etti. Hava korsanları tarafından kaçırılan yolcu uçaklarının New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'nin İkiz Kuleleri'ne ve Washington'daki Pentagon'a çarpması, yalnızca ABD'yi değil, tüm dünyayı derinden sarstı.
Amerikan basınının "kıyamet günü" olarak nitelendirdiği saldırılarda 2 bin 977 kişi yaşamını yitirdi. New York'taki Dünya Ticaret Merkezi, Washington'daki Pentagon ve Pensilvanya'da hayatını kaybedenler, saldırıların 25. yılında bir kez daha törenlerle anılıyor.
Ancak aradan geçen çeyrek asır, 11 Eylül'ün yalnızca bir terör saldırısı olmadığını da ortaya koydu. Saldırılar; sınırları, yasaları, güvenlik politikalarını, toplumsal ilişkileri ve insan hakları anlayışını yeniden şekillendiren küresel bir kırılma noktası oldu.
Savaşların gölgesinde geçen 25 yıl
Saldırıların ardından dönemin ABD yönetiminin hayata geçirdiği "Teröre Karşı Küresel Savaş" doktrini, Orta Doğu ve Güney Asya'da uzun yıllar sürecek savaşların önünü açtı.
Saldırılardan yalnızca bir ay sonra "El Kaide'yi yok etme" gerekçesiyle Afganistan'a yönelik operasyon başlatıldı. Milyarlarca dolarlık askeri harcamaya ve binlerce can kaybına rağmen ülke uzun yıllar istikrara kavuşamadı. ABD ordusunun 20 yılın ardından Afganistan'dan çekilmesi ve Taliban'ın yeniden yönetimi ele geçirmesi, bu uzun soluklu askeri stratejinin en tartışmalı sonuçlarından biri oldu.
2003 yılında ise "kitle imha silahları" gerekçesiyle Irak işgal edildi. İşgalin ardından ülkede büyük bir yıkım yaşanırken yüz binlerce sivil hayatını kaybetti. Devlet yapısının zayıflaması, bölgede yeni çatışmaların ve DAEŞ gibi terör örgütlerinin güç kazanmasının da önünü açtı.
Çeyrek asırlık bilançonun en ağır yükünü ise yine siviller taşıdı. Savaşların, terör saldırılarının ve güvenlik politikalarının bedeli milyonlarca insanın hayatında derin izler bıraktı.
Güvenlik uğruna değişen özgürlükler
11 Eylül'ün etkileri yalnızca savaş alanlarıyla sınırlı kalmadı. Saldırılar, sıradan insanların günlük yaşamını da değiştirdi.
ABD Kongresi'nden kısa sürede geçirilen Vatanseverlik Yasası (Patriot Act), devletin gözetim ve soruşturma yetkilerini önemli ölçüde genişletti. Güvenlik gerekçesiyle alınan bu önlemler, bireysel özgürlükler ve mahremiyet konusunda yıllarca sürecek tartışmaları da beraberinde getirdi.
Bugün havalimanlarında sıradan kabul edilen X-ray kontrolleri, ayakkabıların çıkarılması, güçlendirilmiş kokpit kapıları ve sıvı kısıtlamaları da 11 Eylül sonrasında küresel ölçekte yaygınlaşan güvenlik uygulamalarının bir parçası haline geldi.
Saldırıların ardından güvenlik kaygılarının yükselmesi, Batı toplumlarında İslamofobi ve yabancı düşmanlığının da güçlenmesine yol açtı. Böylece saldırıların yarattığı korku, yalnızca güvenlik politikalarını değil, toplumların birbirlerine bakışını da etkiledi.
İnsan hikâyelerinde kapanmayan yaralar
11 Eylül'ün üzerinden 25 yıl geçse de saldırıların en ağır mirası, geride kalan insanların hayatlarında varlığını sürdürüyor.
Yaklaşık 90 ülkeden insanların hayatını kaybettiği saldırıların ardından binlerce aile, sevdiklerinin yokluğuyla yaşamaya devam etti. O gün New York'ta enkazın altında kalanları kurtarmak için çalışan itfaiyeciler, sağlık görevlileri ve diğer acil müdahale ekipleri de yıllar sonra saldırının bedelini sağlık sorunlarıyla ödemeye başladı.
Zehirli enkaz dumanına maruz kalan çok sayıda görevli, aradan geçen yıllara rağmen kronik solunum yolu hastalıkları ve kanser gibi ciddi sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor.
Bugün New York semalarında kurbanların anısına yükselen ışık sütunları, 25 yıl önce yaşananların hafızalardaki yerini koruduğunu gösteriyor.





