Rengi sizi yanıltabilir. Çileğe benziyor, çilek kadar da küçük ama ısırdığınızda damağınızda ananas tadı beliriyor. Mersin Tarsus'ta bir serada toprağa hiç dokunmadan, sensörlerin ve kabloların arasında yetişen bu meyvenin adı beyaz çilek. Türkiye'deki üretim bu sezon hız kazandı, ürün şimdiden Dubai'den Kazakistan'a beş ülkeye ulaşıyor.

Kırmızıyı yapan şey bu meyvede yok

Toprakta değil kabloda yetişiyor!

Bir çileği kırmızı yapan şey anthocyanin adlı pigmenttir. Beyaz çilekte bu pigment mevcut değil, daha doğrusu susturulmuş durumda. Renk gitmeyince meyve olgunlaştığında bile soluk pembe ile fildişi arasında kalıyor; üstündeki tohumlar ise kırmızıya dönüşüyor. Yani gözünüzü asıl yanıltan şey o noktacıklar.

Ananas mı çilek mi? Tadanlar bile karar veremiyor

Toprakta değil kabloda yetişiyor!

Asıl şaşırtan kısım koku. Meyvenin İngilizce adı pineberry, yani ananası çağrıştıran tadıyla çileğin birleşimi. Tadanların bazıları net bir şekilde ananas aroması aldığını ifade ediyor, bazıları ise tropikal bir meyve ile çileğin karışımını tarif ediyor. Klasik çilek tadını arayan biri ilk lokmada şaşırıyor, çünkü beklediği o keskin çilek tadı yerini daha yumuşak, hafif tropikal bir lezzete bırakıyor.

Tek tanesi 10 dolar

Toprakta değil kabloda yetişiyor!

Japonya'da en lüks beyaz çilek çeşitleri tek bir tane 10 dolara kadar satılmakta. Türkiye'deki üretim o seviyelere ulaşmıyor ama kırmızı çileğin yaklaşık iki katı fiyata alıcı buluyor. Pahalılığın asıl nedeni raf ömrü. Beyaz çilek kırmızısından daha çabuk eziliyor, dayanıksız, uzun yola pek uygun değil. Markete ulaşana kadar bir kısmı zaten yolda kayboluyor. Üretici için bu, daha toplamadan kaybedilen ürün demek.

Üstüne bir de tuhaf bir maliyet ekleniyor. Beyaz çilek tek başına iyi meyve vermediği için yanına döllenmeyi sağlamak amacıyla kırmızı çilek dikmek gerekiyor. Yani aynı seranın içinde üretici iki ürünün bakımını birden yapıyor; biri satılacak ürün, diğeri sadece yardımcı. Ayrıca bu meyve sıcaklığa, neme, ışığa kırmızısından çok daha hassas, tam kıvamında beyaz kalması ince bir iş. Tarsus'taki üreticinin Dubai ve Katar gibi pazarlara yönelmesinin sebebi de bu; ortaya çıkan ürün baştan lüks segmentin meyvesi.

Toprakta değil kabloda yetişiyor!

Aynı alana iki buçuk kat fide

Beyaz çileğin tüm o nazlı özellikleri, topraksız serayı bu ürün için neredeyse zorunlu hale getiriyor. Yasin ve Bülent Samed Çiner kardeşler Tarsus'ta 22 dönümlük bir serayı bunun üzerine inşa etmiş. Biri ziraat mühendisi, diğeri yazılım mühendisi; ikisinin birleşimi seranın neye benzediğini de açıklıyor.

Toprakta değil kabloda yetişiyor!

İçeride sıcaklığı, nemi, suyun asitliğini yapay zeka takip ediyor. Dronlar ve kameralar bitkileri sürekli izliyor, sensörler en küçük değişiklikleri bildiriyor. Bitki, toprak yerine bir veri ağının içinde büyüyor; bakımının çoğunu da serada çalışan kadın işçiler üstleniyor.

Açık arazide dönüm başına 6-7 bin fide ekiliyorsa, bu serada aynı alana 16 bin fide sığıyor; neredeyse iki buçuk katı. Yıllık üretim 20 ton civarında ve mevsim bitince durmuyor; sera yıl boyunca çalışıyor.

Ürünün büyük kısmı şu anda yurt dışına lüks pazarlara gidiyor. Üretici, önümüzdeki sezon için de şimdiden talep aldığını belirtiyor.

Görseller temsilidir.