İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Toros, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin verilerini derledi. Toros, kentteki 26 hava kalitesi ölçüm istasyonunun ekim ayı verilerini geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırdı.
Araştırmaya göre, İstanbul'daki partikül madde (PM10) konsantrasyonu bu yılın ekim ayında metreküp başına ortalama 35,2 mikrogram olarak ölçüldü. Geçen yıl bu değer 31,9 mikrogram seviyesindeydi. Böylece kirlilik oranı yıllık bazda yüzde 10,3 artış kaydetti.

İstasyonlar arası farklar
Kentteki 26 istasyonun 20'sinde PM10 seviyesi yükselirken, sadece 6'sında düşüş gözlendi. En yüksek kirlilik, metreküp başına 71,3 mikrogramla Sultangazi 3'te ölçüldü. Bu istasyonu 70,0 mikrogramla Kağıthane 1 ve 61,4 mikrogramla Selimiye izledi.
En temiz hava ise metreküp başına 18,1 mikrogramla Üsküdar 1'de kaydedildi. Beylikdüzü'nde geçen yıl 60,5 mikrogram olan değer bu yıl 19,5 mikrograma gerileyerek dikkate değer bir iyileşme gösterdi.

Meteorolojik koşulların etkisi
Toros, artışın ana nedeninin meteorolojik değişkenler olduğunu belirtti. Prof. Dr. Hüseyin Toros, "Geçen yılın eylül ayı ile bu yılın aynı dönemindeki yağışları karşılaştırdığımızda, bu yıl eylülde geçen yıla göre yüzde 50 daha fazla yağış meydana geldi. Çok yağış almamıza rağmen geçen yıl yağışlar daha uzun süre etkili olduğu ve arka planda alçak basınç alanları daha etkili olduğu için geçen yıl bu yıla göre daha temiz bir hava ile karşı karşıyaydık. Bu sene ise maalesef havamız daha kirli çıkmış oldu." diye konuştu.
Yüksek basınç sistemlerinin hava hareketlerini kısıtladığını ve kirleticilerin dağılımını engellediğini kaydeden Toros, geçen yıl alçak basınç alanlarının daha etkili olduğunu ve yağışların uzun süre sürdüğünü aktardı. Rüzgar hızının düşük olduğu dönemlerde kirliliğin kentte biriktiğini belirtti.

Trafik ve ısınma kaynaklı kirlilik
İstanbul'daki hava kirliliğinin büyük bölümünün araç emisyonlarından kaynaklandığını belirten Toros, kentte trafiğe kayıtlı araç sayısının 6 milyonun üzerinde olduğunu kaydetti. Kısa mesafelerde bile yolculuk sürelerinin 20-30 dakikaya uzamasının egzoz salımını artırdığına dikkati çekti.
Havaların soğumasıyla devreye giren ısınma sistemlerinin de kirliliği tetiklediğini ifade eden Toros, doğal gaz dışındaki yakıtların kullanıldığı sanayi siteleri ve bazı mahallelerde durumun daha kritik hale geldiğini söyledi.

Sağlık sınırları ve uluslararası hedefler
Dünya Sağlık Örgütü'nün yıllık ortalama PM10 değeri için metreküp başına 15 mikrogram sınır önerdiğini belirten Toros, "Bu değerin iki katından fazla kirli olduğumuzu görüyoruz." dedi. Günlük sınır olan 50 mikrogramın ise ekimde 5 istasyonda aşıldığını, geçen yıl bu sayının 3 olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin 2053 karbon sıfır hedefinin önemine değinen Toros, sanayi öncesi dönemde atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun 300 ppm iken günümüzde 430 ppm'ye yükseldiğini aktardı. Antalya'da düzenlenecek COP31'in hava kirliliğiyle mücadele açısından kritik bir fırsat olduğunu vurgulayan Toros, bireysel önlemlerin önemine dikkati çekti.
İklim bilimci, şöyle devam etti: "Her birimiz evimizin önünü temiz tutarsak, iş yerimizin önünü temiz tutarsak, evimizde veya iş yerimizde veya ulaşımda herhangi alanda atmosfere zarar vermeyecek kirleticiler, yani atmosferin kirlenmesine katkı sağlamayacak yakıtlar kullanırsak, kaynakları verimli kullanırsak, atmosferimiz temizlenmiş olur, doğrudan sağlığımızı korumuş oluruz. Dolaylı olarak da şu anda tüm insanları tehdit eden küresel iklim değişikliğiyle ciddi anlamda mücadele etmiş oluruz. Hem de 2053 karbon sıfır hedefimize bir adım daha yaklaşmış oluruz."