İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, ABD ve İsrail'in düzenlediği saldırılarda kızı, damadı ve torunuyla birlikte yaşamını yitirdi. Aynı saldırılarda İran Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı ve Savunma Konseyi Genel Sekreteri gibi kritik görevlerdeki çok sayıda üst düzey isim de hayatını kaybetti. Olay, Hamaney'in resmi konutuna çok sayıda füzenin isabet ettiği ve toplantıya katılanların neredeyse tamamının öldüğü bilgisiyle uluslararası gündeme taşındı.

Dr. Mehmet Koç'un değerlendirmesine göre, İran'da dini liderlik makamı yalnızca sembolik bir pozisyon değil; Devrim Lideri, Başkomutan ve ülkenin en yüksek siyasi otoritesi olarak iç ve dış politikada belirleyici bir rol üstleniyor. Hamaney'in hedef alınması, İran'ın son 35 yılda izlediği politikaların sona erdirilmesi amacı taşıyor. ABD ve İsrail, lider değişikliğiyle İran sistemini içeriden dönüştürmeyi hedefliyor; bu nedenle doğrudan rejim değişikliğinden önce en önemli aktörün ortadan kaldırılması stratejik bir adım olarak öne çıkıyor.

Ancak Tahran yönetimi, saldırıların hemen ardından Geçici Liderlik Konseyine Hamaney'in çizgisini sürdüren Ayetullah Ali Rıza Arafi'yi seçerek hızlı bir yanıt verdi. Bu gelişme, ABD ve İsrail'in birincil hedefinin doğrudan gerçekleşmediğini gösteriyor. Koç, İran'ın bu tutumu sürdürmesi halinde dış müdahale olmadan rejim değişikliğinin zor olacağını belirtiyor. Yeni liderin de mevcut politikaları devam ettirmesi durumunda, ülkenin Batı ile çatışmasının süreceği ve sonraki liderlerin de hedef haline gelebileceği vurgulanıyor.

İran'da liderlik değişiminin ötesinde, siyasi elitler ve toplum arasında derin bir kutuplaşma yaşanıyor. Bu bölünme, ülkeyi daha riskli bir noktaya sürükleyebilir. Koç, İran'ın iç dinamikleri dikkate alınmadan yapılacak bir devrim girişiminin ülkeyi kaosa ve iç çatışmaya itebileceği uyarısında bulunuyor. Sürecin, kazananı olmayan bir mücadeleye dönüşme riski taşıdığı ifade ediliyor.

Uluslararası düzeyde ise İran'ın bölgesel bir aktör olarak büyük güçler arasında zaman zaman pazarlık konusu olabildiği, ancak Rusya ve Çin ile gerçek anlamda stratejik ortaklık kuramadığı belirtiliyor. Tahran'ın devrim sonrası benimsediği 'Ne doğu ne batı' yaklaşımı, askeri ve güvenlik ittifaklarında yalnız kalmasına neden oldu. Bu tercihsizlik, bugün İran'ın savunmasız bir pozisyonda kalmasına yol açtı.

Gelecek süreçte yeni dini liderin Batı'ya karşı net bir duruş sergilemesi ve içerideki güç unsurlarını kendi yanına çekmeye çalışması bekleniyor. ABD ve İsrail ise İran'ın iç dengelerini sarsmayı amaçlıyor. Siyasi elitler ile halk arasındaki kutuplaşmanın derinleşmesi, ülke için sancılı bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor.

[Hamaney'in resmi konutuna çok sayıda füze atıldığı ve toplantıya katılan neredeyse herkesin hayatını kaybettiği açıklanmıştı.]

[İran'da Ali Rıza Arifi isminin öne çıkması, sürecin ABD ve İsrail'in planladığı gibi gitmediğini gösteriyor.]

[Uzmanlar, siyasi elitlerle halk arasındaki kutuplaşmanın ciddi sonuçları olabileceği görüşünde.]