İngiltere, 8 Eylül 2026’da işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerine yönelik yeni yaptırımlar açıkladı. Dışişleri Bakanı Ed Miliband, İngiliz hükümetinin İsrail’in Filistin topraklarındaki devam eden işgalini hukuka aykırı kabul ettiğini belirterek, yerleşimlerden İngiltere’ye mal ithalatının yasaklanacağını ve yerleşim faaliyetlerine destek veren kişi ve şirketlere yönelik yaptırımların genişletileceğini duyurdu.

Doha Enstitüsü’nün değerlendirmesinde, bu adımın tek başına ortaya çıkmadığı, Londra’nın yaklaşık iki yıldır İsrail ve Batı Şeria’daki yerleşim politikalarına ilişkin yaklaşımını aşamalı olarak değiştirdiği belirtildi.

Hukuki yaklaşım değişti

Analizde öne çıkan ilk başlık uluslararası hukuk oldu. Uluslararası Adalet Divanı’nın 19 Temmuz 2024 tarihli danışma görüşünde İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki devam eden varlığının hukuka aykırı olduğu yönündeki değerlendirmesi, İngiltere’nin yeni yaklaşımının hukuki dayanaklarından biri olarak gösterildi.

Londra’nın önceki politikasında odak ağırlıklı olarak yerleşimlerin uluslararası hukuka aykırılığı üzerinde bulunurken, yeni yaklaşımda işgalin devamına ilişkin daha geniş bir hukuki değerlendirme öne çıktı.

İngiliz hükümeti de yeni yaptırımlarını uluslararası hukuk ve iki devletli çözümün korunması gerekçeleriyle savundu. İngiltere Parlamentosu’nun araştırma birimi, Eylül ayında açıklanan önlemlerin yerleşim faaliyetlerine ekonomik destek sağlayan şirketleri de hedef alacak şekilde genişletildiğini bildirdi.

E1 projesi kritik eşik oldu

Doha Enstitüsü’nün analizinde ikinci önemli gelişme, Doğu Kudüs ile Maale Adumim arasında planlanan E1 yerleşim projesi olarak gösterildi.

İngiltere, E1 bölgesindeki yeni yerleşimlerin Batı Şeria ile Doğu Kudüs arasındaki bağlantıyı zayıflatabileceğini ve iki devletli çözümün uygulanabilirliğini olumsuz etkileyebileceğini savunuyor. İngiliz hükümeti, Ağustos 2026’da E1 için yeni ihalelerin açılmasını da yerleşim politikasındaki kritik gelişmelerden biri olarak değerlendirdi.

Miliband, E1 projesine ilişkin adımların ardından hükümetin yerleşim faaliyetlerine karşı daha kapsamlı önlemler alacağını açıklarken, yeni düzenlemelerin yerleşimlerin genişlemesini destekleyen kişi ve şirketleri de kapsayacağını duyurdu.

İç siyaset ve kademeli sertleşme

Doha Enstitüsü’nün analizinde üçüncü başlık İngiltere’deki iç siyasi gelişmeler olarak ele alındı. Rapora göre Gazze savaşı, İşçi Partisi ile partinin bazı geleneksel seçmen grupları arasındaki tartışmayı büyüttü ve hükümet üzerindeki siyasi baskıyı artırdı.

Bunun yanı sıra Londra’nın İsrail politikasındaki değişimin son dönemde adım adım ilerlediği vurgulandı. İngiltere 2024’te İsrail’e yönelik bazı silah ihracatı lisanslarını askıya alırken, 2025’te bazı İsrailli bakanlara yaptırım uyguladı ve Filistin devletini tanıdı. 2026'da ise yerleşim faaliyetlerine ekonomik destek sağlayabilecek İngiliz şirketlerine yönelik yaklaşımını daha da sıkılaştırdı.

Bu nedenle 8 Eylül’de açıklanan karar, önceki bireysel yaptırımlardan farklı olarak yerleşimlerin ticari ve ekonomik altyapısını da hedefleyen daha kapsamlı bir adım olarak değerlendirildi.

Avrupa ile ortak tutum güçleniyor

Doha Enstitüsü’nün değerlendirmesinde dördüncü başlık ise İngiltere’nin tek başına hareket etmemesi oldu. İngiltere, Fransa ve Kanada ile birlikte yerleşimlerden gelen ürünlere yönelik ticari kısıtlamalar konusunda ortak bir çizgi oluştururken, aralarında Danimarka, Finlandiya, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya ve İsveç’in de bulunduğu ülkeler benzer tedbirleri destekleyen ortak açıklamaya imza attı.

Doha Enstitüsü, bu gelişmelerin İngiltere’nin kararının yalnızca ikili ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor. Analize göre asıl dikkat çeken unsur, yerleşimlere yönelik ticari ve finansal tedbirlerin başka ülkeler tarafından da uygulanması ihtimali.

İsrail’den karşı adım

İngiltere’nin kararının ardından İsrail yönetimi de karşı adımlar açıkladı. İsrail, İngiltere’nin Kudüs’teki konsolosluğunu kapatma kararı alırken, bazı İngiliz milletvekilleri ve bir İngiliz vatandaşının ülkeye girişini de engelledi. İngiltere ise Tel Aviv’deki büyükelçiliğini koruyacağını açıkladı.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, İngiltere’nin kararlarına tepki gösterirken, Londra’nın yaklaşımını eleştirdi. İngiliz hükümeti ise yaptırımların İsrail halkını değil, işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerini hedef aldığını belirtti.

Doha Enstitüsü, buna rağmen söz konusu değişimin İngiltere-İsrail ilişkilerinde kapsamlı bir kopuş anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Londra’nın İsrail’le genel ticari ilişkileri tamamen kesmediği, önlemlerin esas olarak işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerine odaklandığı belirtiliyor.

Analize göre İngiltere’nin yeni politikasının ekonomik etkisinden ziyade, başka ülkelerin benzer adımlar atmasına oluşturabileceği emsalin daha önemli sonuçlar doğurması mümkün. İngiliz Parlamentosu araştırma birimi de yerleşimlerin ekonomik hacminin İngiltere-İsrail arasındaki toplam ticarete kıyasla sınırlı olduğunu belirtiyor.