İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Cumartesi Anneleri ve Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, 1995 yılında gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Rıdvan Karakoç’un soruşturma dosyası hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen "kovuşturmaya yer olmadığı" kararına ilişkin basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, 2026/156860 soruşturma ve 2026/95214 karar numaralı zamanaşımı kararına karşı yasal itirazda bulunulduğu duyuruldu.

Zorla kaybetme fiilinin insanlığa karşı işlenen ve devam eden bir suç niteliği taşıdığı vurgulanarak, bu dosyalarda zamanaşımı hükümlerinin uygulanamayacağı belirtildi.

Kimsesizler mezarlığından aile mezarlığına uzanan süreç

İstanbul’da çalışmalar yürüten 34 yaşındaki Rıdvan Karakoç, hakkında çıkarılan yakalama kararının ardından 15 Şubat 1995 tarihinde ortadan kaybolmuştu. Ailesinin 110 gün süren arayışları sonucunda Karakoç’un işkence izleri taşıyan cansız bedeni, emniyette parmak izi bulunmasına rağmen "kimliği meçhul kişi" olarak Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’na defnedilmişti. O dönem savcı Aytaç Tolay tarafından hazırlanan ve Karakoç’un gıyabi tutuklu olarak 32. sırada yer aldığı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi iddianamesine atıf yapılan açıklamada, emniyet birimlerince bilinen ve parmak izi kayıtları bulunan bir kişinin "tanınmayan kişi" tutanağıyla gömüldüğü ifade edildi.

Karakoç’un kimliği, yine gözaltında kaybolan Hasan Ocak’ın ailesinin Adli Tıp Kurumu’ndaki fotoğrafları incelemesi üzerine ortaya çıktı. 30 Mayıs 1995 tarihinde kardeşi Mehmet Karakoç tarafından teşhis edilen cenaze, Gaziosmanpaşa’daki aile mezarlığına nakledildi. Hazırlanan otopsi raporunda ölümün "bağ ile boğmaya bağlı mekanik asfiksi" sonucu gerçekleştiği ve vücutta ekimoz ile sıyrıklar bulunduğu bilgisi yer aldı. Açıklamada, olay günü Adli Tıp Kurumu’na teslim edilen giysiler üzerinde DNA tespiti veya inceleme yapılmadığı, ayrıca tanık İsmail Adanmış’ın ifadelerinin de soruşturma kapsamında değerlendirilmediği kaydedildi.

"Zamanaşımı suçun üzerini örten bir örtü olarak kullanılıyor"

Zorla kaybetme fiilinin "devam eden bir suç" olduğuna dikkat çekilen açıklamada, Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme’nin 8. maddesine atıfta bulunuldu. Söz konusu maddede zamanaşımı süresinin, kayıp kişinin akıbetinin aydınlatıldığı tarihten itibaren başlaması gerektiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

"Zorla kaybetme insanlığa karşı işlenen bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı uygulanamaz. Türkiye Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme’yi imzalamamakta ve onaylamamakta direnmektedir. Zamanaşımı ise zorla kaybetme suçlarında adeta suçun üzerini örten bir örtü olarak kullanılmaktadır."