A Milli Takım ve Galatasaray'ın eski futbolcularından Hamit Altıntop, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla Türk futbolunun mevcut durumuna ve kulüp yönetim anlayışlarına dair önemli eleştirilerde bulundu.

Fenerbahçe camiasına özel olarak seslenen Altıntop, her zaman objektif bir duruş sergilemeye özen gösterdiğini belirterek, "Benim rengim ülkemin renkleridir" sözleriyle milli değerlere vurgu yaptı.

Türk futbolunun büyük kulüplerinin gücünün ligin genel sağlığı için önemini dile getiren Altıntop, Galatasaray'ın son yıllardaki başarısını da takdir etti. Sarı-kırmızılıların Okan Buruk yönetimindeki istikrarını ve doğru kadro planlamasını öven Altıntop, diğer büyük kulüplerin yaşadığı iç sorunların rekabeti etkilediğini de ekledi.

PAOLO MALDINI ELEŞTİRİSİ

Türk futbolunun temel sorunlarından birinin, kulüplerin sürekli dışarıdan "kurtarıcı" araması olduğunu belirten Altıntop, bu yaklaşımı eleştirdi.

Paolo Maldini gibi yabancı isimlerin tecrübelerine saygı duyduğunu ifade eden Altıntop, ancak Türk futbolunun kendi yerli değerlerinin ve birikiminin geri plana atılmasının büyük bir hata olduğunu savundu.

Hamit Altıntop'un paylaşımından öne çıkanlar şöyle:

"Değerli futbolseverler,

ve bu kez özellikle Fenerbahçeliler…

Bazıları benim Fenerbahçe hakkında konuşmamı yadırgayabilir. Ancak Fenerbahçeli yöneticiler beni uzun yıllardır tanır. Bugüne kadar hep objektif, samimi ve Türk futbolunun genel menfaatini öncelikleyen bir çizgide durdum.

Benim rengim, ülkemin renkleridir.

Çünkü Fenerbahçe doğru yönetildiğinde sadece kendisi değil, Türk futbolu da kazanır. Bu durum Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor ve diğer büyük camialarımız için de geçerlidir.

GALATASARAY SÖZLERİ

Galatasaray'ın son dört yıldaki şampiyonluklarını küçümsemek doğru değil. Okan Buruk önderliğindeki istikrar, kadro planlaması ve saha içi yönetim takdire şayan. Ancak bu başarı, her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmez. Birçok kişi, bu süreçte diğer büyük takımlarımızın yaşadığı iç sorunların da yarışa etki ettiğini düşünüyor.

Gelelim Fenerbahçe'ye…

Ali Koç döneminde Fenerbahçe'nin doğru bir yola girdiğini gördüm. Finansal yapıyı düzeltme çabası, takım iskeleti oluşturma niyeti ve genç oyunculara şans verilmesi önemli adımlardı. Tam bu yapı meyvelerini verecekken yine klasik "yap-boz" döngüsüne girildi.

O dönemde camianın gücüyle Arda, Ferdi, İsmail ve birçok yetenek ortaya çıktı. Bu yapı daha istikrarlı ve sabırlı yönetilseydi neler başarılabilirdi insan düşünüyor.

Elbette eksikleri de görmek lazım. Samet, Cengiz, Çağlar ve bazı diğer oyuncular bu süreçte kan kaybetti. Mesele sadece sistem değil; sistemin gücü, oyuncuların bireysel sorumluluğu, mental dayanıklılığı ve doğru zamanda doğru rolü alabilmesidir.

Özetle şunu söylemek istiyorum:

Takımlar aynı ligde yarışıyor gibi görünse de aslında herkes en çok kendi şartlarıyla, kendi hatalarıyla ve kendi kararlarıyla yarışır.

Sporculuk kariyerimde ve sonrasında öğrendiğim en önemli derslerden biri şudur:

Şampiyonlar bahane üretmez.

Engelleri nasıl aşacağını planlar ve bunun için mücadele eder.

Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi:

"Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim."

Maalesef bugün Türk futbolunda bu anlayıştan uzaklaştığımızı üzülerek görüyorum.

MALDINI, YABANCI TEKNİK DİREKTÖR

Medya çalışmaları, dışarıdan destek ve istişare elbette değerlidir. Ancak her seferinde çaresizlik duygusuyla dışarıdan gelen herkesi "kurtarıcı" gibi göstermek, bu ülkenin kendi yetiştirdiği değerlere haksızlıktır.

Maldini gibi değerli bir ismin tecrübesine saygı duyuyorum. Fakat onu uzaktan bile "tek çözüm" gibi konumlandırmak; Oğuzlara, Rüştülere, Bülentlere, Tümerlere ve bu toprakların futbol birikimine yapılmış büyük bir haksızlıktır.

Biz de yabancı teknik direktör getirdik, bunu da yaşadık. Teknik direktör önemli bir parçadır ama asıl mesele kişileri kurtarıcı ilan etmek değil, doğru sistemi, doğru istikrarı, doğru kültürü ve doğru aklı kurabilmektir.

Türk futbolunun en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur."