Gazeteci Fatih Altaylı, kamuoyunda “yüksek karlı fon” adıyla bilinen Seçil Erzan davasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Altaylı, Erzan’ın dolandırma amacıyla hareket etmediğini belirterek, “Kendisine yönelik suçlama en kabadayısından ‘güveni kötüye kullanmak’ olabilir, fazlası değil. Ama dolandırma maksadı ile hareket etmediği, dolandırmadığı açık. Dolandırmamış, tam aksine uyanık ve paragöz bir futbolcu grubu tarafından dolandırılmış gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.
Altaylı, yüksek karlı ve güvenilir bir fon bulunduğunun, Fatih Terim gibi isimlerin de bu fona dahil olduğunun söylendiğini belirterek, aralarında tanınmış futbolcular Arda Turan, Fernando Muslera, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan’ın da bulunduğu 30’dan fazla kişiyi milyonlarca lira dolandırdığı iddia edilen tutuklu banka şube müdürü Seçil Erzan hakkında bir yazı kaleme aldı.
"Seçil Erzan sütten çıkmış ak kaşık demiyorum"
Altaylı'nın yazısı şöyle:
"Biz gazeteciler olarak koca koca sorunları yazıp dururken, sıradan insanlar kendileri için büyük, medyamız içinse başta büyük ama sonra küçük görünmüş meselelerden dolayı mağdur oluyorlar, haksızlığa uğruyorlar, eziyet çekiyorlar, hapis yatıyorlar.
Mesela bunlardan biri de Seçil Erzan.
Hani şu futbolcuların paralarını buharlaştırdığı iddia edilen ve bu suçlamayla 100 yılı aşan hapse mahkum edilen meşhur bankacı kadın.
Kendisi ile cezaevinde karşılaşıp hikayesini öğrenmemiş, sonra da dosyayı incelememiş olsam benim için de önemsiz bir mesele olabilirdi bu dava ve bugün artık haksız olduğundan emin olduğum karar.
Okuyup anladığım kadarı ile size olan biteni özetleyeyim.
Banka faizlerinin düşmesi üzerine Fatih Terim yıllardır çalıştığı bankanın şube müdürü Erzan’a parasına daha yüksek gelir elde edip edemeyeceğini sormuş. Erzan da hem yıllardır çalıştığı hem de bir aile büyüğü gibi sevdiği Terim’i kaybetmemek için parasını farklı biçimlerde değerlendirip, biraz daha yüksek gelir edebileceklerini söylemiş. Erzan, Terim’in parasını, o günkü mevcut faiz oranlarından daha yüksek getiri getireceği yerlerde, birtakım fonlarda değerlendirmeye çalışmış. Bu arada Terim de çeşitli ödemeleri için Erzan’a talimatlar veriyormuş. Seçil Erzan, Terim’e olan saygısından paranın getirisinden fazla olan bu ödemeleri yapamayacağını söylemeye çekinmiş ve farklı kaynaklardan bulup buluşturduğu paralarla bu ödemeleri yapmış.
Terim’in faizlerden daha yüksek getiri sağladığını duyan bazı futbolcular ve hatta eski damadı da paralarını Erzan’a getirip kendilerine de benzer gelirler temin etmesini istemişler.
Erzan’ın hatası “Bu mümkün değil” dememek olmuş. Hepsi eski müşterisi olan futbolcuların paralarını almış ve bunlarla yatırım yaparak gelir elde etmeye çalışmış ama futbolcuların yüksek beklentilerini karşılayamamış.
Daha sonra tehditlere, şantajlara uğramış. Futbolcuların beklediği faizleri ödeyebilmek için tefecilerden para almış, evini, varını yoğunu satmış.
Sonunda işin içinden çıkamayacak hale gelmiş ve patlamış. Ama bu arada futbolcuların çoğunluğu verdikleri paradan daha fazlasını almışlar fakat gözleri doymamış. Hep daha fazla, daha fazla istemişler. Futbolcuların bu yüksek faiz işinin banka dışında oluştuğunu bildikleri dosyaya bakınca çok net anlaşılıyor çünkü mesajlar ve tehditler herkesin her şeyi bildiğini gösteriyor. Normal şartlarda çok önceden banka yönetimine gidecek olan futbolcular, son ana kadar banka yönetimine durumu haber vermemişler.
Seçil Erzan birinden aldığı para ile diğerinin faizlerini ödemeye çalışmış, o yetmeyince başka kaynaklara borçlanmış ve bulabildiği tüm parayı futbolculara dağıtmış. Pek çok futbolcu fahiş gelirler elde etmiş. Anlayabildiğim kadarı ile bu işten zararlı çıkan tek kişi Emre Belözoğlu olmuş.
Dosya ve karar ilginç. Mesela Seçil Erzan tek kelime konuşmadığı ve hiç bir araya gelmediği Muslera’nın “iradesini fesada uğratmakla” suçlanıyor. Aracılık yapan ve bu işten komisyon elde etmek isteyen tercümana ise en ufak bir suçlama yok.
Sakın yanlış anlamayın, Seçil Erzan sütten çıkmış ak kaşık demiyorum.
Onun da suçları var. İlk suçu “salaklık”, sonraki suçu “hayır” diyememek. Ancak çok açık ki, “dolandırıcı” değil.
Tüm bu işlemler sırasında ve sonrasında Seçil Erzan’ın ne parasında ne de mal varlığında tek kuruş artış var. Tam aksine neyi var neyi yok satıp ödeme yapmaya çalışmış. Kendine çıkar temin etmeye çalışmayan dolandırıcı mı olur!
Kendisine yönelik suçlama en kabadayısından “güveni kötüye kullanmak” olabilir, fazlası değil. Ama dolandırma maksadı ile hareket etmediği, dolandırmadığı açık. Dolandırmamış, tam aksine uyanık ve paragöz bir futbolcu grubu tarafından dolandırılmış gibi görünüyor.
Daha başlangıçta Terim’e “Hocam, harcamanız kadar getirimiz yok” dese belki Terim parasını geri isteyecek ve konu kapanacak.
Hadi onu yapmadı, “Biz de aynı oranda gelir isteriz” diyerek bulup buluşturdukları tüm paraları getiren futbolculara “Yok öyle bir gelir. Hadi gidin işinize” dese yine bu hallere düşmeyecek.
Ama belli ki, eski müşterisi olan bu grubun isimlerinin ağırlığı altında ezilmiş ve böyle aptalca bir işe girişmiş. Olay patlayınca bu kez de kendini doğru düzgün savunacak avukatlar bulmak yerine kendini bu işin dışında tutmak isteyen bankanın avukatlarına ve futbolcuların avukatlarına güvenerek onların yönlendirmesi ile ifade verip, kendini iyiden iyiye suçlu duruma düşürmüş ve kendisinin, ailesinin tüm varlıklarını kaybettiği gibi demans hastası annesini de bir başına bırakıp hapse atılmış.
Neyse ki, Bölge Adliye Mahkemesi yani İstinaf Erzan hakkındaki haksız kararı bozdu.
Şimdi yeniden yargılanacak.
Umarım mahkeme heyeti toplumsal bir baskı altında kalmadan, gerçek suça uygun bir ceza vererek adaleti sağlar.
Göründüğü kadarı ile o suç da dolandırıcılık değil, olsa olsa güveni kötüye kullanmak olabilir.
Aslında kullanılan kendisi olsa da!"





