Gazeteci Fatih Altaylı, Fatma Betül Sayan Kaya ve eşiyle ilgili 2,2 milyar TL’lik fon ödemesi iddiasını köşesine taşıdı. Altaylı’nın yazısında, ödemenin ardından elde edilmiş olabilecek faiz geliriyle ilgili de dikkat çeken değerlendirmeler yer aldı.
"Hiç değilse faizini de geri versin"
Altaylı'nın köşe yazısı şöyle:
Fatma Betül Sayan Kaya, Ekonomim gazetesini ve haberinin arkasında duran Vahap Munyar’ı yalancı çıkardı.
Ekonomim geçen hafta fon vurguncusu eski bakanın haksız olarak elde ettiği 2,2 milyar TL’yi Hazine’ye iade ettiğini ve soruşturmadan kurtulduğunu yazdı.
Daha sonra bu haberin doğruluğu tartışma konusu oldu çünkü başka hiçbir yerde böyle bir bilgi yoktu, vurguncu Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi ortaya geri ödemeye dair bir dekont koymuyor, ödedik ya da ödemedik demiyorlardı. Ödendiyse nereye ödedikleri de belli değildi. Gidip herhangi bir mal müdürlüğüne ödeme yapacak halleri yoktu!
Her konuda hassas İletişim Başkanlığı’ndan da bir açıklama gelmiyordu.
Belirsizlik üzerine Vahap Munyar’ın açıklamasını aktardım.
“Kaynağımız Saray’dan ve haberimizin arkasındayız” dedi.
Ancak iki gün içinde haber yalan oldu.
Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi vurgundan elde ettikleri “Haram” parayı dün TMSF’ye, yani fon vurgunundan elde edilen paraları tahsilattan sorumlu hale getirilen kuruma ödediler.
Anladığım şu. Ekonomim'i Saray’daki kaynak yanıltmış.
Büyük ihtimalle olaylar şöyle gelişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan “Söyleyin o parayı hemen devlete iade etsin” diye talimat verdi.
Erdoğan’ın bu “emri” vurguncu çifte iletildi.
Eski Bakan’ın Cumhurbaşkanı’nın bu talebini yerine getirmemesi düşünülemeyeceği için, Ekonomim’in Saray’daki kaynağı “Para iade edildi” diye haber uçurdu.
Saray bülbülü, Fatma Betül Sayan Kaya’nın Cumhurbaşkanı’nın talimatını geciktireceğini tahayyül dahi edemedi, Ekonomim’i de yanıltmış oldu.
Ancak belli ki, vurguncu çift bu parayı fondan tahsil ettikten sonra bankaya yatırmıştı.
Geri ödeme için valör tarihini beklediler.
Vadeyi bozmadılar, vadenin dolum tarihinden sonra TMSF’ye aktardılar.
Tabii ana parayı koruyup, sadece elde ettikleri kazancı geri ödediler.
Ancak ortada bir sorun var.
Vurguncu Kaya çifti bu parayı, yani 2,2 milyar TL’yi bir ayı aşkın süredir bankada faizde tutuyorlardı.
2,2 milyar TL’nin yıllık faizi o günlerdeki faiz oranı olan yüzde 40 civarı ile yıllık yaklaşık 880 milyon TL tutuyor.
Bunun bir aylık getirisi de 73,5 milyon TL ediyor.
73,5 milyon TL bugünkü kurdan hesaplanırsa hemen hemen 1 milyon 500 bin dolar ediyor.
Vurguncu çift geçen Nisan ayında Fon’a toplamda yaklaşık 3 milyon 600 bin dolar yatırmıştı.
Şimdi ise parayı iade ettikten sonra bile ellerinde 5 milyon 100 bin dolar var.
5 ayda dolar bazında yüzde 50 civarı bir kazanç.
Bence bir talimat daha verilse iyi olur.
Hiç değilse faizini de geri versin.
"Belediye Başkanları da iade etse olur mu?"
Fatma Betül Sayan Kaya vakası acaba Türk yargısında yeni bir içtihadın başlangıcı olur mu!
Biliyorsunuz, hukukta en önemli şey “içtihat”tır.
İster modern hukukta olsun, ister İslam Hukuk’unda.
Şimdi yepyeni bir durumla karşı karşıyayız.
Haksız kazancı, çaldığını, dolandırıcılıkla elde ettiğini geri ver, suçtan ve yaptırımından kurtul.
Otomobil mi çaldın. Baktın yakalanacaksın, polis yolu kesmiş, hemen ilk karakola sür. Gir içeri otomobili kapıya bıraktım sahibine iade edersiniz de çık git.
Rüşvet mi aldın, baktın ortaya çıkacak, götür rüşveti ilgili kuruma iade et, sıyrıl işten.
Banka mı soydun, aynı durum. Yakalandığın anda parayı iade et kurtul.
Bu yepyeni bir hukuk doktirini, yepyeni bir anlayış ve yaygınlaşması muhtemel yepyeni bir içtihattır.
Evrensel hukuka Türk tipi bir katkıdır.
Acaba şu anda tutuklu olan belediye başkanları da, aldıkları iddia edilen paraları iade edip kurtulabilirler mi!
Üstelik Fatma Betül Sayan Kaya’nın aldığı aşikar.
Diğerleri ise şimdilik iddia.
Geri verseler, davadan kurtulurlar mı!
Öyle ya vurguncu çiftimize dava bile açılmadı.
Bırakın davayı ifade bile vermediler.
Bırakın ifadeyi haklarında suç duyurusunda bile bulunulmadı.
Bırakın suç duyurusunu, yaptıkları vurgunun faizini bile aldılar.
"Futboldaki rezalete Kulüpler neden sessiz?"
Federasyon başkanına Devlet Bahçeli’den çelenk gidince sevindirik olmuş. Federasyonun resmi sitesinden yayınlamış.
“Devlet arkamda” demek için herhalde.
Sınıf atladığını Alaattin Çakıcı mertebesine yükseldiğini düşünüyor olsa gerek.
Bu arada çelenkin çiçekleri solmadan, önceki gün tutuklanan Tetikçi MHK’nin başkanından sonra, başkanın tetikçisi hakem Yasin Kol da tutuklandı.
Federasyon başkanının en “makbul” hakemiydi ve haliyle hemşehrisiydi.
Yani çelenk Hacıosmanoğlu’nu korur mu bilmiyorum ama adamını korumadı, benim şahit olduğum kadarı ile ilk kez bir hakem "rüşvet ve bahis" suçlamaları ile tutuklandı.
Umarız rüşveti kimden aldıkları da bir ara ortaya çıkar.
Yasin Kol’un banka hesabında güvenlik görevlisi maaşı ile açıklanamayacak miktarların yatırılıp çekilmesi ve açıklanamayan para hareketleri olması da zaten başkanın adamının pek de temiz olmadığını gösteriyor.
Sadece Futbol A Milli takımının Dünya Kupası ve son iki haftada aldığı sonuçlar bir federasyonu götürmeye yetecekken, bu yüzsüz federasyon, bir de bu rezaletlerle yerinde oturuyor ve neden yollandığını belirsiz bir çelenkle mutlu oluyor.
Benim anlamadığım ise “futbol ailesi” denilen grubun ya da “güruhun” sessizliği.
Futbolda kıyamet kopuyor, MHK başkanı tutuklu, derbi maçlarının vazgeçilmez hakemi tutuklu.
Taraftarlar öfkeli, spor medyası bir yandan yazıp çiziyor oma bir yandan en azından bir bölümü bu kirliliğin parçası.
Ve kulüplerden çıt çıkmıyor.
Kulüpler Birliği diye bir oluşum var.
Her şeye mutlaka bir açıklama yaparlar.
Ortalık yangın yeri ne bir toplanma ihtiyacı hissediyorlar, ne bir açıklama yapma.
Hadi Fenerbahçe’de eski Başkan Ali Koç tutuklanan MHK başkanını öven konuşmalar yapmış olduğu için Fenerbahçe bir şey demiyor.
Peki Federasyon ve MHK ile yıldızı barışık olmayan Galatasaray niye sessiz.
Hadi Galatasaray başkanı iktidarı kızdırmamak için konuşmuyor diyelim, diğer kulüplerde niye seda yok.
Federasyon başkanı, Trabzonspor başkanı ve yöneticilerini “bahisçi” diye ortaya atıyor. Belki de yöneticilikten men edilecekleri bile yola sokuyor. Onların niye sesi sedası çıkmıyor.
Keza aynı durum Beşiktaş için geçerli.
Kulüplerin bu sessizliği neden!
Böyle bir pisliğin içinde olmanın utancı ile mi, yoksa bu pisliğin bir parçası olmanın korkusu ile mi!
En azından Göksel Gümüşdağ niye bir şey söylemiyor.
Aslında akıl ve izan “Kulüpler bu federasyon yönetimde iken maç yapmayız” diyerek bu protesto eylemi başlatmalarından yana ama bunu yapacak ne yürek ne de başka bir organa sahipler. Orası aşikar.
Ama en azından bir açıklama, bir kınama da yapamıyorlar mı!