Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü tarafından "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" kapsamında hazırlanan ve "Dini ve Değerler Eğitimi Alanı" başlığı altında yayımlanan eğitime Eğitim Sen'den sert eleştiri geldi. Kamuoyuna "Anadolu irfanı", "kültür köprüsü" ve "millî birlik" söylemleriyle sunulan programın kamusal eğitim ve laiklik açısından ciddi soru işaretleri barındırdığı ifade edildi.
"Devlet aleviliğin hangi yorumunun esas alınacağına karar veremez"
İnançların ve kültürel kimliklerin laik, bilimsel ve çoğulcu bir anlayışla ele alınması gerektiğini belirten sendika, bilimsel inceleme ile devlet onaylı yorum aktarımının birbirinden farklı olduğunu kaydetti. Açıklamada, "Bir inancın tarihini, edebiyatını ve toplumsal kurumlarını incelemek bilimsel eğitimin parçasıdır. Ancak devletin Aleviliğin nasıl tanımlanacağına ve hangi yorumunun esas alınacağına karar veren makam haline gelmesi, laik devletin tarafsızlığıyla bağdaşmaz" denildi.
Bakanlığın kullandığı "doğru kaynak" ifadesini de eleştiren Eğitim Sen, devlet onaylı kaynakların "doğru" ilan edilmesinin, inanç alanını biçimlendiren bir otorite yaratacağı uyarısında bulundu.
"Öğretici görevlendirmesinde ölçüt pedagojik yeterlilik olmalı"
Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir başkanlığın verdiği belgelerin tercih sebebi sayılması ve bu kişilerin Halk Eğitimi Merkezlerinde "usta öğretici" olarak görevlendirilmesinin sorunlu olduğu ifade edildi. Kamu eğitim kurumlarında görevlendirme ölçütünün bilimsel ve pedagojik yeterlilik olması gerektiği vurgulandı.
Eğitim Sen, çözümün her inanç için ayrı resmî öğretim programları hazırlanması değil, zorunlu din öğretimi sorununa son verilerek eğitimin laik ve demokratik temelde düzenlenmesi olduğunu belirtti. Bakanlığa programın hazırlık sürecini ve kullanılan bilimsel ölçütleri kamuoyuyla paylaşma çağrısı yapıldı.