Devlet Bahçeli'den 'fon krizi'ne ilişkin flaş açıklama

Devlet Bahçeli'den 'fon krizi'ne ilişkin flaş açıklama. Detaylar ve son gelişmeler Habersunum'da.

Devlet Bahçeli'den 'fon krizi'ne ilişkin flaş açıklama

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’de düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, son dönemde kamuoyunda tartışılan “fon krizi”ne ilişkin açıklamasında, kamu kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin iddiaların siyasi görüş, makam veya yapı ayrımı yapılmaksızın soruşturulması gerektiğini söyledi.

Bahçeli, “Hangi siyasi görüşten, hangi makamdan veya hangi yapıdan gelirse gelsin, kamu kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddia bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalı; işlemler hukuk devleti ilkesine uygun biçimde yürütülmelidir” dedi.

“Terörsüz Türkiye hedef ve politikalarına dair gelişmeler yoğunlaşacak”

Devlet Bahçeli’nin konuşması şöyle:

Önümüzdeki dönem, kalkınmanın ve yükselmenin önünde engel olan sorunların çözüldüğü, Türkiye'de siyaset ve devlet hayatında kutlu bir merhalenin, yüksek bir mertebenin miladını teşkil etmektedir.

Bunların başında, Terörsüz Türkiye hedef ve politikalarına dair gelişmelerin yoğunlaşacağı yeni yasama yılı faaliyetleri ile yaklaşan milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve mahallî idareler seçimleri gelmektedir.

Bu çerçevede, bu dönemde program, politika, proje ve kadrolarımızla Türkiye'nin önünde açılacak huzur ve refah sayfalarının irfan mürekkebi, hakikat kalemi olacağımıza inanıyor; milletimizle kurduğumuz samimi ve köklü bağı daha da güçlendirerek her alanda üç hilali zirveye taşıyacağız.

Bizim mücadelemiz; vatanımızın her karışına, milletimizin her ferdine, millî varlığımızın her zerresine ve geleceğimize sahip çıkma mücadelesi olanların yürüyüşüdür.

Yolumuz; fitne ateşlerini sinesinde söndüren, tahrikleri akıl ve iman ile boğan, ihanete boyun eğmeyen ülkü neferlerinin yoludur.

Her bir ülküdaşımız, milletimizin kutlu davasını omuzlarına yükleyen, tarihin hadim sesini gönlüyle işiten, coğrafyanın hakikatine Türk gözüyle bakan iradenin, ferasetin ve cesaretin temsilcisidir.

Bu şuur ve anlayışla ne çizgimizden saptık ne duruşumuzu bozduk. Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve fazileti ile her biri bir asra bedel geçen senelerde ilkelerimizden ve ülkülerimizden, vatan ve millet sevgimizden asla ödün vermedik.

Siyaseti, kısır bir iktidar mücadelesinin, çıkar ya da çatışmanın unsuru değil; toplumsal uzlaşının ve huzurun tesis aracı olarak gördük.

Büyük Türk milletini içerisine düştüğü her türlü darboğazdan kurtarmayı görev addeden Ülkücü Hareket, kendisini millete adamışların buluşma yeridir.

Temel hedefimiz, Türkiye'nin içinde bulunduğu bölgeyi terörün ürettiği güvenlik tehditlerinden bütünüyle arındırmak, gelecek kuşakların siyasi, ekonomik ve toplumsal refahını teminat altına almaktır.

Kırk yılı aşkın süredir milletimizin başına musallat edilen terör belasından kalıcı olarak kurtulmak için tarihî bir fırsat önümüzdedir.

Terör ve silah yerine adaletin, siyasetin, demokrasinin, millî birlik ve bütünleşmenin hâkim olacağı; kardeşlik ve dayanışmanın kök salacağı, istikbalimizin yol haritasını birlikte çizeceğimiz bir zemindeyiz.

Milletimizin kararı nettir. O da topraklarımızdan terörü bir daha yeşermemek üzere söküp atmak, millî birlik ve bütünleşmeyi güçlendirmektir.

Türkiye, yeni yasama yılı ile birlikte bir taraftan Terörsüz Türkiye hedefinin hukuki ve siyasi tabanının güçlendirilmesine; diğer taraftan demokratik standartların geliştirilmesi, hukuk devletinin kurumsal kapasitesinin artırılması, toplumsal bütünleşmenin kalıcı hâle getirilmesi ve sosyoekonomik şartların iyileştirilmesine yönelik çalışmalarla milletimizin beklentilerini karşılayacaktır.

7595 sayılı Kanun çerçevesinde oluşturulan komisyonların çalışması, kanunun yürürlüğe gireceği şartların oluşturulması, bunların takip ve tespiti; aynı zamanda ihtiyaç duyulacak yeni yasal düzenlemelerin yapılması, önümüzde duran en hayati konulardan birisi olacaktır.

Bunun yanında Türkiye'nin kalkınma hedeflerine ulaşabilmesi için biriken yapısal sorunların çözülmesi, güncel meselelerle birlikte köklü reform adımlarının atılmasını da gerektirmektedir.

Bu nedenle önümüzdeki Meclis dönemi, kısır siyasi tartışmaların ötesinde, Türkiye'nin orta ve uzun vadeli geleceğini şekillendirecek bir yapısal reform dönemi olacaktır.

“Kamu kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddia soruşturulmalı”

Diğer yandan, 3 Ekim 2026 tarihinde yaptığım detaylı açıklamada vurguladığım üzere Türkiye, yaşanan yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık gibi gelişmeler karşısında toplumsal bir güven erozyonu ve çürüme tartışmalarıyla karşı karşıya bırakılmamalıdır.

Bunlar, bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Hangi siyasi görüşten, hangi makamdan veya hangi yapıdan gelirse gelsin, kamu kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddia bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalı; işlemler hukuk devleti ilkesine uygun biçimde yürütülmelidir.

Demokratik siyasetin meşruiyeti, hesap verebilmekten ve kamu kurumlarına duyulan güvenden beslenmektedir. Sürdürülebilir kalkınmanın ön koşulu da güçlü kurumlar ve öngörülebilir bir hukuk düzenidir.

Bu nedenle yeni yasama yılında atılacak demokratik adımlarla kalkınma hedeflerini gerçekleştirmeye dönük gayret ile yolsuzluk ve yozlaşmayı önleyecek girişimlerin birbirinden ayrı düşünülmemesi ve eşgüdümle hayata geçirilmesi gerekmektedir.

“Netanyahu'nun hitabı insanlık tarihinin utanç şifresidir”

81. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda İsrail'in eli kanlı başbakanı Netanyahu'nun Genel Kurul'a hitabı, insanlık tarihinin utanç şifresi olmuştur. Maalesef elinde binlerce masumun kanı olan soykırımcının, insanlık ve ahlak dersi verme iştahında bulunduğu bir tiyatroyu bütün dünya izlemiştir.

Diyorum ki Hitler'in kendisini insan hakları savunucusu, Mussolini'nin kendisini özgürlük havarisi, Stalin'in ise demokrat olarak listelemesi ne kadar gerçekçi ise Netanyahu'nun “dünyanın en ahlaklı ordusuna sahibiz” demesi ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ı tiran olarak nitelendirmesi de o kadar gerçekçidir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Netanyahu'nun sözleri, esas itibarıyla Batı'nın ikiyüzlü ve samimiyetsiz politikalarının, iflas etmiş insani değerlerinin emperyalizmin aynasındaki yansımasıdır.

Çok defa işaret ettiğimiz ve uyardığımız gibi, İslam ülkelerinin İsrail karşısındaki tavır ve duruşlarını belirlemeleri ve açıkça ortaya koymaları şarttır.

Merhum Cahit Zarifoğlu'nun “Filistin bir sınav kâğıdı, her mümin kulunun önünde.” dizeleri ortadayken, İslam ülkelerinin kınamanın ötesinde ortak bir tavır ve irade sergilemesi kaçınılmazdır.

Zira İsrail, bölge halkları ve dünyadaki bütün milletler için tehdittir.

İsrail saldırganlığının, yayılmacılığının ve hukuk tanımazlığının önlenmesi ve bölgenin selameti için önerdiğimiz Kudüs İttifakı'nın; Yahudi, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması'nın çerçevesinin genişletilmesi ile caydırıcı bir İslam Barış Gücü'nün oluşturulması kaçınılmazdır.

Küresel siyasetin ve uluslararası güvenlik düzeninin önemli bir dönüşüm yaşadığı, politik risklerin kalıcı bir nitelik kazanmasına yol açabilecek uzun uzlaşmazlıkların sürdüğü bir dönemde, hukuku, barışı ve adaleti esas alan duruşuyla sözüne güvenilir bir ülke olarak Türkiye'ye her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğu da açıktır.

“Cumhurbaşkanımızın bir dönem daha görev üstlenmesi Türkiye'nin ve bölgemizin hayrına olacaktır”

Bununla beraber Türkiye'nin yakaladığı yükseliş ivmesinin kesintiye uğramaması, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bir kez daha aday olması ve üçüncü defa Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesi mümkün olacaktır.

Zira üçüncü dönem, ülkemizde, bölgemizde ve dünyada birçok önemli gelişmeye gebedir ve öncelikli olarak bu zorlu süreci yönetecek dirayet ve tecrübeye ihtiyaç vardır. O tecrübe ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Cumhur İttifakı kurumsallığında Sayın Erdoğan'dadır.

Dünyanın içinde bulunduğu kaotik süreçte, bölgemizde celaleden belirsizliklerle dolu ortamda, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge yolunda tarihî adımların atıldığı bir dönemde Türkiye'nin istikamet değiştirmeye ve hedeflerinden vazgeçmeye değil; sistemsel ve kurumsal olarak bütünüyle mevcut imkânlarını ve kaynaklarını sürdürmeye ihtiyacı vardır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın bugüne kadar üstlendiği sorumluluk, ortaya koyduğu liderlik ve Türkiye'ye kazandırdığı stratejik kapasitesi dikkate alındığında, kendisinin bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesi Türkiye'nin ve bölgemizin hayrına olacaktır.

Bu nedenle, Cumhurbaşkanımız uygun gördüğü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi anayasal iradesini bu yönde ortaya koyduğu takdirde, Cumhur İttifakı'nın Cumhurbaşkanı adayının yeniden Sayın Recep Tayyip Erdoğan olması arzumuz ve talebimizdir.

Mümkün kılacak hukuki, siyasi ve toplumsal zemin fazlasıyla vardır. Anayasa'nın 116. maddesinde yer alan, “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi hâlinde Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.” hükmü, Meclis'in nitelikli çoğunlukla alacağı seçimlerin yenilenmesi kararıyla üçüncü dönem Cumhurbaşkanlığı adaylığını mümkün kılmaktadır.

Bu hükümler doğrultusunda Milliyetçi Hareket Partisi olarak düşüncemiz şudur: Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın bir daha aday olabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde uygun zamanda ve azami mutabakatla seçimlerin yenilenmesi kararı alınmalıdır.

Meclis'in alacağı karar çerçevesinde yenilenecek seçimlerin yine 2028 yılı içinde yapılması, istikrar ve öngörülebilirliği zedelemeyecek, sistem ruhuna uygun işletilmiş olacaktır.

Bu yönde bir iradeyle gereksiz tartışmalar bitecek, belirsizlikler ortadan kalkacak, ekonomik güven artacak; ülkemiz attığı tarihî adımlarla dolu düzgün yoluna devam edebilecektir.

Türkiye hasımlarının beklediği ve umduğu istikrarsızlık yaşanmamış, belirsizlik, kaos ve kargaşa üzerinden yaptırım yapanların hesabı boşa çıkmış olacaktır.

Burada şunun da altını çizmek gerekir ki bizim meselemiz şahısların siyasi kariyeri değil; devletin devamlılığı, siyasetin istikrarı ve en nihayetinde Lider Ülke Türkiye'nin inşa ve ihyasıdır.

Partimiz, 2028'i bir seçim tarihi olarak görmenin ötesinde, Türkiye için büyük reformların hayata geçirileceği bir dönemin miladı olarak değerlendirmektedir.

Bu çerçevede hedef saptırmaya yönelik girişimler son bulmalı, adaylık netleşmeli; acımasız rekabet şartlarında dünya gerçekleri ile yüzleşilebilmelidir. Cumhurbaşkanı ile birlikte koşulsuz, güçlü bir milletvekili çoğunluğu da Cumhur İttifakı'nda olmalıdır.

“MHP yasamada temsil gücünü mutlaka artırmalıdır”

Denge ve denetleme mekanizmasının daha sağlıklı işleyebilmesi için Milliyetçi Hareket Partisi, yasamada temsil gücünü mutlaka artırmalıdır. Çünkü MHP güçlü ise Türkiye güvende olacak, MHP güçlü ise millî birliğimiz ve kardeşliğimiz pekişecek, milletimiz huzur bulacaktır.

Bu sebeple yasamaya ilişkin hedefimiz nettir ve şunlardır:

Birincisi, temsil gücüdür. Bu çerçevede oy oranımızı artırmak, milletvekili sayımızı çoğaltmak, Türkiye'nin birinci partisi olmaktır.

İkincisi, kurumsal güçtür. Yasama organının kurumsal yapısı içinde yönetim organlarında daha fazla görev almak, daha etkin hâle gelmektir.

Üçüncüsü ise siyasal güçtür. Bu şekilde yasama faaliyetlerinde ve politikaları belirlemede daha etkin ve belirleyici olmak, partimizin stratejik hedeflerini, ekonomik ve sosyal politika önceliklerini hayata geçirmektir.

“Yürütmede Erdoğan, yasamada Milliyetçi Hareket Partisi”

Bu çerçevede Türkiye'nin şahlanışına tanıklık edecek önümüzdeki beş yıllık dönemin siyasi formülünü şu şekilde ifade ediyorum:

Yürütmede Erdoğan, yasamada Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye'de Cumhur İttifakı, dünyada Türk aklı.

Bu formül, yürütmenin güçlü olduğu kadar yasamanın da güçlü, denetleyici, üretken ve belirleyici olması gerektiğine ilişkin stratejimizin ve küresel güç olma azmimizin ifadesidir.

Dünyanın belirsizliğe sürüklendiği bir dönemde Türkiye'nin ihtiyacı istikrardır. Uluslararası sistemin kuralsızlaştığı, çatışmaların arttığı bir dönemde Türkiye'nin ihtiyacı kudrettir, millî birliktir.

Bu nedenle 2028'e girerken meseleyi yalnızca “Kim Cumhurbaşkanı olacak?” ya da “İktidara hangi parti gelecek?” sorusuna indirgemeyi doğru bulmuyoruz. Bize göre asıl sorulması gereken soru, “Türkiye, dünyanın yeniden şekillendiği bu tarihî döneme hangi siyasi liderlik ve hangi devlet tecrübesiyle girecektir?” şeklinde olmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi, Yağmur Stratejisi ile yasama, yürütme ve yargının temel görevlerini yerine getirdiği güçlü devlet kurumsallığında; bolluk ve bereketin, huzur ve refahın, kardeşlik ve dayanışmanın, millî birlik ve bütünleşmenin milletimizin üzerine yağacağı bir rahmet iklimi öngörmektedir.

İnanıyoruz ki her yağmur damlası; bereketi, bolluğu, aynı zamanda umudu, huzuru, kardeşliği ve geleceğe olan güveni de besleyecektir.

“2053 yılında Lider Ülke ve süper güç hâline gelmek hedefimizdir”

Değerli dava arkadaşlarım, kıymetli misafirler;

Devlet ebet müddet, millet ebed müddet gayemizdir. Türk ve Türkiye Yüzyılı'nı inşa etmek, 2053 yılında Lider Ülke ve süper güç hâline gelmek hedefimizdir.

Türkiye'nin kudreti, milletimizin huzur ve refahı için en uygun kararları almak çabamızdır. Türkiye, sistemsel ve yapısal sorunlarını aşmış olmanın hedeflere ulaşmayı mümkün kılacağı bir sıçrama evresindedir.

Bu nedenle Türkiye'nin küresel bir güç olmasını mümkün kılacak adımlar atmada zafiyet gösteremeyiz. Türkiye'nin önüne set çekmek isteyenlere fırsat veremeyiz. Geride kalmamızı isteyenlere “tamam” diyemeyiz. Karşımızda hizalanan marjinal odaklara ve emperyalizmin taşeronlarına sessiz kalamayız.

Terörsüz Türkiye, istikrarlı bölge diyoruz. Kardeşlik, huzur ve barış diyoruz.

Milliyetçi Hareket Partisi karşıtlığında birleşen müfteri siyasetçiler, bizi hedef almaktan geri durmuyor. Bunların istismar siyasetine, güdümlü siyasetlerine, siyasi ikbal için ülkemizi ve milletimizi ateşe atmaktan çekinmeyen sicillerine karnımız toktur.

Onlara diyeceğim şudur:

Milliyetçi Hareket Partisi, her bir sayfası kan ve irfanla yazılmış tarih sayfalarının düşüncede devamı, siyasette hülasasıdır.

Bilge Kağan'dan Atatürk'e, Alparslan'dan Fatih Sultan Mehmet'e Türk tarihinin derin hafızasıdır.

Ziya Gökalp'ten Erol Güngör'e uzanan irfan ve ilim kaynağı, Milliyetçi-Ülkücü Hareket'in hukukunda mahfuzdur.

Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye'dir, cümle Türk dünyasıdır.

Zilletin karşısında devletin, zulmetin karşısında milletin yanında yer alanların obası; dâhilî ve haricî şer odaklarına karşı göğsünü siper edenlerin otağıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi budur.

Deniz Ay
Editör Güncellendi: 6 Ekim 2026 12:15