DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit: Bu bir 'al-ver' süreci değil

DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit: Bu bir 'al-ver' süreci değil. Detaylar ve son gelişmeler Habersunum'da.

DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit: Bu bir 'al-ver' süreci değil

DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, TBMM'de parlamento muhabirleri ile bir araya gelerek güncel siyasi gelişmelere ve Meclis'te yürütülen sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Toplantıda Öcalan'ın cezaevi koşulları, Meclis'te kurulması planlanan komisyon ve Milli Güvenlik Kurulu'nun rolü ele alındı.

İmralı'da inşa edilen yapıya ve Abdullah Öcalan'ın koşullarına değinen Gülistan Kılıç Koçyiğit, mevcut çalışma ve yaşam koşullarında bir değişiklik olmadığını belirtti. Yapının "villa" şeklinde sunulmasını eleştiren Koçyiğit, konunun karikatürize edildiğini ve kötü bir biçimde magazinleştirildiğini kaydetti.

Koçyiğit, Öcalan'ın koşullarının kişiye özel bir konfor tartışması olarak ele alınmaması gerektiğini belirterek, sürecin baş müzakerecisi olan bir ismin etkin çalışabilmesi için özgür iletişim ve çalışma koşullarının bir gereklilik olduğunu savundu. Yürütülen sürecin bir "al-ver" veya pazarlık süreci olmadığını, aksine Türkiye'nin demokratik bir cumhuriyete dönüşmesini hedeflediklerini ifade etti.

Meclis komisyonu vurgusu

Toplantıda söz alan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise Meclis'te kurulacak komisyonun üye sayısından ziyade işlevine odaklanılması gerektiğini belirtti. Komisyonun yalnızca grubu bulunan partilerin kısıtlı temsiliyetiyle sınırlı kalmaması gerektiğini dile getiren Temelli, yeni yasaların hayata geçirilmesinde bu komisyonun önemli bir rol üstleneceğini kaydetti.

Milli Güvenlik Kurulu'nun rolüne ilişkin de konuşan Temelli, halk iradesinin üzerinde bir iradeyi kabul etmelerinin mümkün olmadığını vurgulayarak, kararların halkın iradesiyle oluşan Meclis tarafından alınması gerektiğinin altını çizdi.

"Yasa yürürlüğe girdikten sonra Avrupa'dan arkadaşların gelmesini bekliyoruz"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Öcalan'a yönelik selamının nasıl karşılandığı, Avrupa yapılanmasından bir ekibin Türkiye'ye gelip gelmeyeceği ve mevcut yasa kapsamında cezaevlerinden tahliyelerin başlayıp başlamadığına ilişkin soruları da yanıtlayan Kılıç Koçyiğit, 1990'lı yıllarda Avrupa'dan gelen kişilerin tutuklandığını hatırlattı.

Kılıç Koçyiğit, "90'lardaki gelişlerin nasıl sonuçlandığını biliyoruz. Yasasız olmadığı için onlar iyi niyet göstergesi olarak aslında tek taraflı çıkıp gelmişlerdi ve birçoğu da tutuklandı, çok uzun yıllar da cezaevinde kaldılar. Ama şimdi daha ileri bir aşamadayız. Elimizde bir çözüm çerçeve yasası var. Ama halihazırda bu henüz onaylanmış ve yürürlüğe girmiş değil. Yasa yürürlüğe girdikten sonra biz her zeminden geliş bekliyoruz. Avrupa'dan da arkadaşların, sürgündeki arkadaşların gelmesini bekliyoruz. Yine zaten elinde silah tutanların silah bırakıp gelmesine dair zaten bir beklenti var, bu biraz sürecin de ihtiyacı ya da gerekliliği" dedi.

Kılıç Koçyiğit, infazı dolmasına rağmen cezaevlerinden tahliye edilmeyenler bulunduğunu belirterek, mevcut durumda cezaevlerinden toplu tahliyeler gibi bir sürecin olmadığını söyledi.

"Şu anda cezaevlerinden infazı dolup cezasını yatmış olanların bile çıkamadığını ifade edelim. 'Bazı çıkışlar var' diye hani duyumlar var diye ifade ediliyor. Hayır, hâlâ 32 yıl yapmış, 33 yıl yapmış, infazı dolmuş, normalde tahliye olması gereken insanlar İdari Gözlem Kurullarının keyfi gerekçeleriyle, hiçbir şekilde hukuki olmayan, hiçbir şekilde hukukla bağdaşmayan kararları gerekçesiyle de infazları yakılıyor. 6 ay, 1 yıl gibi sürelerle de erteleniyor. Öyle 2 ay, 3 ay da değil. Aksine bu anlamda bir sorun alanı olduğunu söylememiz gerekiyor."

İnfaz hukukunda temelden bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu belirten Kılıç Koçyiğit, "Hem eşitsizlik açısından infaz hukuku çok sorunlu hem süreler bakımından. O anlamıyla cezada adalet, infazda eşitlik ilkesini esas alan bir düzenlemeye ihtiyaç var. Ama şu an için bir cezaevinden çıkışlar gibi bir şey söz konusu değil. Zaten yasa da henüz yürürlüğe girmedi" diye konuştu.

"Toplum bu sürecin artık bir an önce nihayete ermesini istiyor"

Yaz döneminde vatandaşlarla yapılan görüşmelerde sürece ilişkin en fazla hangi taleplerin dile getirildiğinin sorulması üzerine Temelli, "Bir kere her şeyden önce toplum bu sürecin artık bir an önce nihayete ermesini istiyor. Yani sürüncemede kalan, ritmi düşük, geçmişte olduğu gibi oyalanan değil, gerçekten artık bu sürecin ilerlemesini istiyor. Meseleye genellikle biraz siyaset üstü bakılıyor. Dolayısıyla bir Türkiye meselesi, bir bölge meselesi, tarihsel bir mesele olarak ele alınıyor. Ve bunun çözümü konusunda da bu ilerlemenin sağlanması konusunda da herkesi sorumluluğa davet ediyor" dedi.

Toplumun birçok ekonomik ve sosyal sorununun da bulunduğunu belirten Temelli, sürecin düşük tempoda ilerlemesinin diğer sorunların gündeme gelmesini engellediğini ifade ederek, "Oysa toplumun birçok sorunu var. Ekonomik sorunu var, diğer eğitim sorunu var... İşte birçok başlıkta ciddi krizler, ciddi sorunlar yaşıyoruz. Ama bu sorunları aşmak için de aslında her konuda olduğu gibi süreç konusunda da ciddi, sahici bir inisiyatife gerek var" diye konuştu.

MGK toplantısının ardından açıklanan kararların toplumda beklentiyi karşılamadığını belirten Temelli, "Şimdi bakıyoruz; mesela bir MGK toplantısı yapıldı. Bu MGK toplantısına büyük önem atfedilmişti. Toplumun büyük bir kesimi bunu bekliyordu. MGK toplantısı yapıldı, sanki Türkiye'de hiçbir şey değişmemiş gibi bir MGK raporu yayınlandı. Ve dendi ki, '27 Kasım'da bir daha toplanacağız.' Şimdi toplum bu meseleye dönüp baktığında bir sünme görüyor. İki aylık bir sünme ile daha karşı karşıya" ifadelerini kullandı.

"Toplum somut, gözle görülür, elle tutulur adımlar bekliyor"

Kılıç Koçyiğit ise toplumda sürece ilişkin güçlü bir barış ve çözüm isteği bulunduğunu ancak aynı zamanda derin bir güvensizliğin olduğuna dikkati çekerek, "Toplumumuz, Türkiye'nin doğusundan batısına herkes bu süreci destekliyor. 'Barış olsun' diyor. Bunu gittiğimiz, inanın kentlerdeki güvenlik bürokrasisi ya da oradaki asker, polis de söylüyor; sıradan halkımız da söylüyor. Bir barış umudu, yani barış isteği çok güçlü ya da çözüm isteği. Ama güvensizlik de bir o kadar derin. İnsanlar aynı zamanda güvenmiyorlar. Güven inşa eden bir sürecin içinde olmadığımızı düşünüyorlar ve sürecin çelişkilerine dikkat çekiyorlar" dedi.

Toplumda Öcalan'ın koşulları, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın cezaevinde tutulması, kayyum uygulamaları ve hasta tutukluların durumuna ilişkin sorular bulunduğunu belirten Kılıç Koçyiğit, "Örneğin, 'Kürt sorunu çözülüyorsa örneğin neden hâlâ Sayın Öcalan'la serbest görüşme yapılmıyor? Niye hâlâ koşulları düzeltilmedi? Kürt sorunu çözülüyorsa niye Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ cezaevinde? Kürt sorunu çözülüyorsa Mardin kayyumu, Halfeti kayyumu, Ovacık kayyumu, Dersim kayyumu niye hâlâ iade edilmedi?' gibi çok açık soruları var. Bir çözüm sürecinden beklentiler açısından toplum somut, gözle görülür, elle tutulur adımlar bekliyor. Bu konuda bunların olmaması da ciddi bir çelişki yaratıyor ve güvensizliği derinleştiriyor" diye konuştu.

"Demirtaş ve Yüksekdağ zaten cezaevinde olmaması gereken insanlar"

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın durumuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kılıç Koçyiğit, "Şimdi Sayın Demirtaş'ın da Sayın Yüksekdağ'ın da pozisyonları çok açık. Yani zaten cezaevinde hiç olmaması gereken insanlar. Öncelikle bunu tespit edelim. Kobani Davası'nın kendisinin kumpas olduğu üç AİHM kararıyla teyit edilmiş durumda" dedi.

Kılıç Koçyiğit, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıfta bulunarak "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyor ki, 'Siyasi saiklerle tutuklanmışlardır. AK PARTİ Hükümeti siyasi rakiplerini elimine etmek, onları diskalifiye etmek için böyle bir süreç yürütmüştür.' Bu çok açık ve net. Üç AİHM kararına rağmen hem Sayın Yüksekdağ'ın hem Sayın Demirtaş'ın zaten cezaevinde tutulması bir hukuk garabetidir" ifadelerini kullandı.

Bütün haksız ve hukuksuz tutukluların özgürlüğünü istediklerini belirten Kılıç Koçyiğit, "Bize oy veren ya da vermeyen herkesin temel sorusu, 'Kürt sorunu çözülecek de Demirtaş cezaevinde mi kalacak?' Bu soruyu açık, net soruyorlar. Biz diyoruz ki, 'Öyle bir şey olabilir mi? Biz Kürt sorununun demokratik çözümünü Demirtaşlar cezaevine girmesin diye istiyoruz.' Bunun için mücadele ediyoruz" diye konuştu.

Kılıç Koçyiğit, özgürlüğün bir lütuf olmadığını vurgulayarak, "Sayın Demirtaş'ın, Sayın Figen Yüksekdağ'ın ve diğer bütün arkadaşlarımızın özgürlükleri birilerinin onlara ya da bizlere bahşedeceği bir şey değil. Zaten özgürlüklerinden alıkonulmuş durumdalar. Kesinlikle bugün bu süreç nedeniyle değil sadece, zaten cezaevinde olmamaları gerekiyordu. Bir demokrasiden, bir hukuktan bahsediyor olsaydık eğer" dedi.

Kılıç Koçyiğit, "PKK bir neden değildir, bir sonuçtur" ifadelerini daha önce kullandıklarını belirterek, "Kürt sorununun bir sonucudur, şiddet de bir sonuçtur" dedi. Kılıç Koçyiğit, şiddetin sona ermesi ve silahların susmasının ardından Kürt sorununun demokratik çözümü için kök nedenlerin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade etti. Kılıç Koçyiğit, şöyle konuştu: "O anlamıyla bizim nedenlere odaklanmamız ve bugün belki ilk etapta şiddetin sona ermesi, silahların susmasını sağladıktan sonra da dönüp gerçekten kalıcı bir şekilde Kürt sorununun demokratik çözümü için neler yapabiliriz tartışmasını yapmamız gerekiyor ve bu kök nedenleri ortadan kaldırmamız gerekiyor. O anlamıyla kimliklerin kabulü, kimliğin tanınması, kabul edilmesi, dilin tanınması, kabul edilmesi, bunun gündelik hayat içerisinde, kamusal hayat içerisinde yaşanması, Kürtlerin anayasal statüsünün tanınması, bir kurucu unsur olarak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşunun bir kurucu unsuru olarak Kürtlerin tanınması meselesi ve diğer kimliklerin tanınması gerekiyor."

Kılıç Koçyiğit, "Terörsüz Türkiye" ve "terörsüz bölge" ifadeleri üzerinden de iktidarın dilini eleştirerek, "Buradaki meseleyi sadece güvenlik meselesine, terör, terörizm, ‘terörsüz Türkiye’, ‘terörsüz bölge’ye indirgediğinizde biz bu dili reddediyoruz elbette, kabul etmiyoruz" dedi.

"Bu bir 'al-ver' süreci değil"

Kılıç Koçyiğit, yürütülen sürecin "al-ver" ya da pazarlık süreci olmadığını belirterek, Türkiye’de yaşayan farklı halkların kendi kimliklerini koruyarak eşit ve özgür yaşayacakları yeni bir dönem ve sistem inşasından söz ettiklerini söyledi.

Kılıç Koçyiğit, şu ifadeleri kullandı: "Bu süreci çokça şöyle ifade ettik: Bu bir ‘al-ver’ süreci değil, bir pazarlık süreci değil. Türkiye'nin ikinci yüzyılında Kürtlerin ve Türklerin ve diğer halkların elbette ki bu ülkede yaşayan Arapların ve diğer Çerkeslerin, diğer bütün halkların aslında bir arada, kendi kimliklerini koruyarak eşit ve özgür yaşayacakları bir yeni dönemden, bir sistem inşasından bahsediyoruz. O anlamıyla ‘1000 yıllık kardeşlik’ diye ifade edilen, ‘1000 yıllık tarihsel ittifak’ diye ifade ettiğimiz şeyin aslında güncellenmesini konuşuyoruz."

Kılıç Koçyiğit, "teslim oldu", "teslim alındı", "yendi", "yenildi" gibi ifadelerin sürece zarar verdiğini belirterek, "Barışın dile hizmet etmesi, dilin barışa hizmet etmesi, dilin sürece hizmet etmesi en temel beklentimiz" dedi.

Hükümetin ve hükümete yakın yayın organlarının dilini değiştirmediğini savunan Kılıç Koçyiğit, "2 yılı geride bıraktık, 2 yılın ardından bir çözüm çerçeve yasası çıkardık ama buna rağmen hâlâ o eskinin kodlarıyla devam eden, eskiyi tekrar eden bir dil var" diye konuştu.

"Bütün toplumu kucaklayan bir demokratik cumhuriyet hareketi başlatmak istiyoruz"

Kılıç Koçyiğit, Demokratik Cumhuriyet Hareketi’ne ilişkin değerlendirmesinde ise yeni dönemde yalnızca bir siyasi partiye sıkışmış toplumsal muhalefet ya da toplum hareketi yerine, toplumun bütün kesimlerini kucaklayan bir hareket başlatmak istediklerini söyledi.

Kılıç Koçyiğit, Halkların Demokratik Kongresi’nin 2011 yılında Kürt siyasal hareketi ile Türkiye sol ve sosyalist hareketlerinin stratejik ittifakı olarak tanımlandığını, Halkların Demokratik Partisi’nin de bu ittifakın siyasi izdüşümü olduğunu belirtti. 7 Haziran başarısının küçümsenmemesi gerektiğini söyleyen Kılıç Koçyiğit, "Türkiye'de demokrasinin kapısını açan, o gün o fırsat değerlendirilse bugün bambaşka bir yere bizi ulaştıracak bir süreçti" dedi.

Kılıç Koçyiğit, Demokratik Cumhuriyet Hareketi’ne ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Biz bu yeni dönem içerisinde sadece bir siyasal partiye sıkışmış bir toplumsal muhalefet ya da bir toplum hareketinden ziyade bütün toplumu kucaklayan, toplumun bütün kesimleriyle yan yana geleceğimiz bir Demokratik Cumhuriyet Hareketi başlatmak istiyoruz. Bu ne demek? Yani bugün işte ekoloji mücadelesi Türkiye'nin en temel mücadelesi. Bugün ekmek mücadelesi, emek mücadelesi Türkiye'nin en temel mücadelesi. Kadın mücadelesi, kadın özgürlük mücadelesi bugün Türkiye'nin en temel mücadelesi. Bununla beraber diğer bütün başlıkları da sayabiliriz. Bütün bu kesimleri içeren, bütün bu kesimlerin yan yana durduğu ama aynı zamanda kendi farklılıklarını da korudukları bir büyük hareket başlatmak istiyoruz. Sadece toplumun beş yılda bir gidip oy verdiği bir sistem yerine gerçekten mahallede, sokakta örgütlenen, toplumu özne yapan, toplumu güç yapan ve toplumu ayağa kaldıran örgütlü bir toplum inşası için biz Demokratik Cumhuriyet Hareketi'ni başlatmak istiyoruz."

Bu hareket içerisinde siyasi partinin daha yatay ve toplumla daha fazla bütünleşen bir yapıya dönüşeceğini belirten Kılıç Koçyiğit, "Toplumla beraber aslında yeni bir mücadele hattı örmek istiyoruz. Siyaset bunun sadece bir ifade biçimi olacak. Aslında toplumu öne çıkarmak, toplumu örgütlemek istiyoruz ve sistemi bununla da değiştirip dönüştürmek ve demokratikleştirmek istiyoruz" dedi.

"AK Parti'den önce de sistem hiç demokratik değildi"

Kılıç Koçyiğit, yaşanan sorunların yalnızca AK Parti karşıtlığı üzerinden ele alınmaması gerektiğini belirterek, sistemin AK Parti’den önce de demokratik olmadığını söyledi. Kılıç Koçyiğit şöyle konuştu: "AK Parti'den önce de sistem hiç demokratik değildi. AK Parti ile belki daha katılaştı, daha otoriterleşti, daha tahkim edildi ama bu ülkede hiçbir zaman demokratik bir sistem olmadı. Yani sistemin çarkları her zaman toplumun karşısına konulmuş, her zaman toplumu karşısına almış, devleti güç yapmış, merkezileştirmiş, katılaştırmış, toplumu güçsüz bırakmış, neredeyse onun bütün kendini ifade etme mekanizmalarına, sendikasından derneğine kadar, partisine kadar el koymuş bir sistemin içinde yaşıyoruz. Onun için bu sistemi ne olursa olsun değiştirmemiz lazım ve demokratikleştirmemiz lazım."

"Bizim dilimiz toplumun dili"

DEM Parti Grup Başkanvekili Temelli ise DEM Parti’nin dilinin toplumun dili olduğunu belirterek, bu dilin müzakere ve diyaloğu içerdiğini söyledi. Temelli, "Biz ne sınıf siyaseti yapıyoruz ne kimlik siyaseti yapıyoruz. Ama sınıf mücadelemizi kimliklerimizle de yapıyoruz. Dolayısıyla da bu kimliklerimizden vazgeçmeyiz ve bu kimliklerimizin özgürleşmesi için de sınıf mücadelemizi veriyoruz. Dolayısıyla bu diyalektik bizim kurucu aklımızdır, paradigmamızdır" diye konuştu.

"MGK kararlarına bağlı bir halkın iradesi tecelli etmez"

Temelli, MGK’nın rolüne ilişkin soruya da halk iradesinin üzerinde herhangi bir iradeyi kabul etmelerinin mümkün olmadığını belirterek, şu yanıtı verdi: "Halkın iradesinin üzerinde hiçbir iradeyi bizim kabul etmemiz mümkün değil. Meclis, halkın iradesinin yansıdığı bir yerdir. Halkın iradesi ile oluşmuş bir meclisin kararının nasıl uygulanacağı da demokrasilerde bellidir. Dolayısıyla MGK kararına bağlı bir halkın iradesi tecelli etmez. Halkın iradesine bağlı olarak MGK kendi rolünü oynayabilir. Burada maalesef bir ikame söz konusudur. Biz buna dikkat çekiyoruz, böyle olmaması gerektiğini söylüyoruz."

Belediyelerle ilgili gelişmelere de değinerek siyasi etik yasasının önemine dikkati çeken Temelli, halkın iradesiyle seçilen kişilerin siyasi tercihlerini değiştirmesinin seçmene karşı sorumluluk doğurduğunu belirtti. Temelli, siyasi etik yasasının yalnızca belediyelerde değil, bütün siyasi kurum ve yapılarda hâkim olması gerektiğini söyleyerek, "Bugün siyasetin içindeki bu krizin en temel nedenlerinden biri budur. Ekonomi anlamında da karşımıza bu çıkıyor, işte bu transferler anlamında da bu karşımıza çıkıyor. Kaldı ki kayyum meselesinde de bu çok fazlasıyla karşımıza çıktı" dedi.

Deniz Ay
Editör