Çalışmalara başlandı! Yangınlara su atan İHA'lar geliyor! Bakan Yumaklı duyurdu: 'Dünyada henüz yok'

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Orman yangınlarında yapay zekadan faydalandıklarını ve dünyada bir ilk olacak su atabilen insansız hava araçları (İHA) için Savunma Sanayii ile çalışmalara başladıklarını belirtti. Gıda güvenliğinin kırmızı çizgileri olduğunu vurgulayan Yumaklı, taklit ve tağşiş yapanların anlık ifşa edileceğini ve Hal Yasası ile aradaki aracı maliyetlerinin düşürüleceğini açıkladı.

Çalışmalara başlandı! Yangınlara su atan İHA'lar geliyor! Bakan Yumaklı duyurdu: 'Dünyada henüz yok'

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İstanbul’da basın mensuplarıyla bir araya geldi, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bakan Yumaklı'nın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

'Orman yangınlarında yapay zekayı aktif olarak kullanıyoruz'

"Orman yangınlarıyla mücadelede teknolojinin tüm imkânlarını kullanıyoruz. Yapay zekâ temelli Karar Destek Sistemiyle, yangının seyrini tahmin edip ona göre önlem alıyoruz. Bu sistem ile riskli alanları 1 hafta önceden görüp ekiplerimizin yönlendirmesini, koordinasyonu sağlıyoruz. Burada mevcut sistemleri gelişen teknolojiye entegre edip sürekli bir gelişim içindeyiz. Özetle hem yapay zeka hem diğer teknolojik gelişmeleri orman yangınlarında aktif olarak kullanıyoruz." diyen Yumaklı sözlerine şöyle devam etti;

'Ağaçlandırma çalışmaları bilimsel veriler ışığında yapılıyor'

Orman yangınları sonrasında bölgenin yeniden ağaçlandırmasıyla ilgili bazen farklı ağaç türleriyle devam edilmesi konusunda tavsiyeler geliyor. Ancak 2023 yılının sonunda bu konuda uzmanlarla bir çalıştay gerçekleştirdik. Bu çalıştayda bizim metodolojimizin doğruluğunu destekler nitelikte sonuç çıktı. Yanan orman alanlarının ağaçlandırılmasında bölgenin ekosistemini dikkate alıyoruz. Karadeniz'deki ağaç türüyle Akdeniz'deki ağaç türü, Ege'deki ile İç Anadolu'daki ağaç türü ya da güneydeki ağaç türü birbirinden farklı. Biz de bölgenin ekosistemine göre ağaç dikimi yapıyoruz. Tüm bu ağaçlandırma çalışmaları bilimsel veriler ışığında yapılıyor. Milyonlarca yıllık bir ekosistemi değiştiremezsiniz. Bu Almanya'da bir dönem yapılmış. Ama daha sonra bir çok biyolojik problemle karşılaşmışlar ve vazgeçmişler. Sadece ağaç olarak bakmayın. Orada bir ekosistem var onunla birlikte milyonlarca yılda gelmiş. Yangınların büyük bir çoğunluğu orman dışı alandan başlıyor. Dolayısıyla ağacın bir suçu yok. Kızıl Çam ağaçlarının kozalakları, yangın esnasında kendilerini kapatırlar, tohumlarını saklarlar. Yangından sonra uygun ortam olduğunda açıyor ve tohumlarını toprağa döküyor. Biz insanlar olarak o sistematiği değiştirmeye çalışıyoruz. Bu mümkün değil.

'Kış aylarında orman yangınına hassas köylere ve kırsal mahallelere tek tek gidiyoruz'

Orman yangınlarını azaltmaya yönelik çok ciddi bir bilinçlendirme faaliyeti yürütüyoruz. Hem Milli Eğitim Bakanlığımız hem de Yüksek Öğretim Kurumumuzla. Bunun yanında orman yangınlarına hassas köylere ve kırsal mahallelere tek tek gidiyoruz. Burada ekiplerimiz bilgilendirme çalışmaları yapıyor. Şunu söylüyoruz: O riskli sezonda burada bir yangın çıktığında, 100 yaşında ağaçlar yanarsa bir daha o ağaçların aynı hale gelmesini bu köyde görebilecek hiç kimse kalmayacak. İkincisi, yangın çıktığında eğer bu şekilde değil de o yangına alevler için mücadele etmek üzere gelmemizi istemiyorsanız, çayınızı kahvenizi içmemizi istiyorsanız gelin hep beraber olalım. Orman köylerine özellikle son dönemlerde, onların çok acil durumlarda biz gelene kadar müdahale edebilmesi için su tankerleri vermeye başladık. Eğitimlerini de verdik. Bu da çok önemli bir nokta.

Kasıtlı orman yangını çıkaranlara uygulanan cezalar

Orman yangınlarının çıkış sebebi içinde yüzde 3 kasıt var. Bunları biz tespit etmiyoruz. Kolluk güçleri tespit ediyor. Onların raporlarından çıkartıyoruz. Torpil atmıştı Kahramanmaraş'ta. Ormanda niye torpil atıyorsun? Bu kaza değil, kasıt. Bunların cezası gerçekten ağır. Biz o orman yangını ile ilgili müdahalede sarf edilen maddi tutarı da bu yangını çıkartanlara rücu ettiriyoruz. Ve ceza alması için de sonuna kadar bizim hukuk birimimiz takip ediyor.

Karbon Yutak Ormanları

Esasen tüm ormanlar karbon tutuyor. Ancak bizim oluşturacağımız karbon yutak ormanlarında ağaç türü itibariyle oraya dikilen fidanların ibreli ya da yapraklı olması ya da o ormana yapılacak bakım müdahaleleriyle karbon tutma kapasitesini daha artıran orman alanlarından bahsediyoruz. Bu alanlar oluşturulurken karbon emisyonuna sebep olacak, atmosfere ayrıca karbon salınmasına sebep olacak, ağaçlandırma çalışmalarından da uzak durulması gerekiyor. Bir taraftan salınan karbon miktarını azaltırken bir taraftan da yeni karbon yutak alanları oluşturarak emisyonu sıfırlamaya, 2053 net emisyon hedefine ulaşmak için çalışmaya devam edeceğiz.

İHA'ların orman yangınlarında kullanılması

Savunma sanayimizle beraber bir çalışmamız var. İnsansız hava araçlarının orman yangınlarında kullanılması konusu. Hali hazırda tespit için kullanıyoruz, ama bu kastettiğim direk müdahale amaçlı. Bu dünyada henüz yok. Bazı Çin menşeili birtakım uygulamaları görüyoruz ama orman yangınları zor coğrafyalarda çıkıyor. O uygulamalar ise daha düz ve kolay ulaşılabilir yerlerde. Biz gerçekten hava araçlarımız kadar etkili, su atabilen araçları insansız bir şekilde oluşturabilir miyiz? Savunma Sanayimizle bu çalışmamıza başladık. İnşallah benim tahminim onların tecrübesiyle çok uzun zaman almaz ve dünyada bununla ilgili de Türkiye'nin ayrıca bir ekonomik getiri sağlayabileceği de bir şey oluşturmuş oluruz.

Bu arada mevcutta tespit için kullandığımız İHA’lar ile ilgili gerçekten BAYKAR'a teşekkür ederim. Bayraktar TB2’lerle bu teknolojiyi biz de kullanıyoruz. İşin teknik boyutunda hala bize destek oluyorlar. İstediğimiz herhangi bir zor durumda kaldığımızda yanımızda oluyorlar ve kendilerinin geliştirdiği herhangi bir hususu bizlere de adapte ediyorlar.

'Hobi bahçeleri bir imar problemi'

Hobi bahçeleri konusu hassas bir konu. Bu aslında bir imar problemi. Tarım alanında izinli yapılarla ilgili kimsenin bir itirazı yok. Ancak dediğim gibi bu imar konusu, benim konum değil. Biz tarım arazilerinin herhangi bir şekilde bir kaçak yapıyla bozulmasını engellemek için Meclisimizden bir yasa düzenlemesi geçirdik. Bu yasa değişikliği sonrası bir kesilme söz konusu oldu. Şimdi burada da imar yasasına takılanlar diye bir grup oluştu. Ve gündemde de tutan onlar. Bu ülkede herkes kural neyse ona uymak zorunda. Dolayısıyla uymayanlarla ilgili ne olacaksa o olacak.

Hal yasasında değişiklik

Hal yasasına ilişkin çalışmalarda bakanlık olarak biz de vardık. Gıda komitesinde zaten bunların hepsi konuşuldu. Üretici birliklerinin ve kooperatiflerinin hallerde, pazarlarda daha fazla yer alması, hatta üretici birliklerinin hallerin dışında ürün satış noktaları oluşturabilmesi gibi konular. Şu anda AK Parti grubunda en son çalışmalarını tamamladılar. Sanıyorum komisyona gelecek. Daha farklı konular da var. Örneğin büyük satış noktalarının belli bir miktara kadar direkt üreticiden alabilmesini sağlayan bir sistem. Aradaki aracıları kaldıracak, daha hızlı, sözleşmeli üretimi teşvik edecek uygulamalar onun içerisinde yer almış olacak. Hep birlikte son halini görmüş olacağız. Ürünü tarladan son tüketici noktasına ne kadar hızlı getirebilirsiniz o aradaki maliyetleri azaltmış olacaksınız. Şu anda maliyetlerin büyük bir bölümü zaten taşımadan geliyor. Petrol fiyatlarındaki artış da buna bir etken.

'TMO açıklanan fiyattan belirlenen kriterlere uyan tüm fındıkları alıyor'

Toprak Mahsulleri Ofisi alım fiyatını açıkladı ve kendisine belirlenen kritirlere uyan tüm fındıkları alıyor. Piyasada daha ucuza olması kaliteyle ilgili bir durum. TMO açıkladığı fiyattan almaya devam ediyor.

'Gıda güvenilirliği kırmızı çizgimiz'

Gıda güvenilirliği bizim her zaman kırmızı çizgimiz olmuştur. Bu konuda asla taviz yok. Hepimizin çocuğu var. Hiç kimsenin size sunmuş olduğu ürünün belirttiğinden farklı bir şekilde satması makul karşılanamaz. Böyle bir şeye hiç kimsenin hakkı yok. Şu yanlış anlaşılıyor; Niye ifşa ediyorsunuz? Gereğini yapsanıza. Biz gereğini yapıyoruz. Sonra ifşa ediyoruz. Cezasını kesiyoruz. Ürününü çektiriyoruz. Suçu hangi cezaya denk gelirse. Ondan sonra da anlık bir şekilde bunları ifşa ediyoruz. En büyük ceza da o aslında. Başladığımız gündeki gibi kararlıyız. Kimin ne olduğu benim hiçbir şekilde umurumda bile değil. Ben şunu kabul ediyorum. Bir marka oluşturmak kolay değildir. Piyasada tutunmak kolay değildir. Emek, sermaye harcıyorsun ama bunun sonucunda yaptığın taklit, tağşiş tüketicinin problemi hiç değil. Herkes üretmiş olduğu ürünü, vaat etmiş olduğu şekilde üretip insanlara sunmak zorunda. Bunun tartışılacak bir tarafı yok.

'Pestist konusunda AB Komiserine istatistikleri gösterdim'

Geçtiğimiz günlerde AB Komisyonu’nun Tarım ve Gıdadan sorumlu üyesi Christophe Hansen ile görüştük. Orada zirai ilaç kalıntısı da gündeme geldi. Son 3 yılda RASFF bildirimlerindeki düşüşümüz yüzde 74. Biyolojik ve biyoteknik mücadele yapıyoruz. Bu konudaki uygulamalarımızı onlarla paylaşacağız. Türkiye'de çok yoğun pestisit kullanıldığıyla ilgili algı vardı onların kafasında da. Ancak Avrupa Birliği'nde hektar başına kullanılan pestisit oranı 3.2 kilogram, Türkiye'de 2.3 kilogram. Sonucunda da bu konuda işbirliğimizi daha da geliştirmek üzere anlaştık. Toplumumuzdaki zirai ilaç kullanımı konusundaki algının yüksek olmasını ben şahsen çok olumlu ve iyi bir durum olarak nitelendiriyorum. Bu şekilde olmalı bence. Biz de bu hassasiyeti gözeterek en aza indirmek için çalışmalar yapıyoruz.

'İklim değişikliğinin zararlarına etkisi büyük'

İklim değişikliğinin başka bir etkisi de zararlıları, çok enteresan zararlıları ortaya çıkarmaya başladı. Mesela Karadeniz Bölgesi’nde kestane ağaçlarında iki sene öncesiydi gal arısı diye bir zararlı geldi. Kestane ağaçlarının hepsini mahvetti. Ama onun bir karşıt böceği ormanlara da zarar vermeyen, arkadaşlar da çalışmasını yaptılar. Gittiğimizde o bölgelere sonucun alındığını ve herkesin memnun olduğunu görüyoruz. Sadece zirai ilacı atarak değil, aynı zamanda tabiatın kendi içerisindeki mücadele metodolojisini de bizim uygulayabiliyor olmamız lazım. Hangi çiftçi ister ki 3 ay, 5 ay, 8 ay, 10 ay ürününü ekmiş, zararlıyla mücadele için zira ilaç kullanmış, sonra da pazara götürmüş ya bahçesinde ya paketleme yerinde ya da pazarda markette neyse tespit edilmiş ve çöpe atılmış, zarar görmüş. Bunu kim ister ki? Burada bir metodoloji sorunu var. Bunların her birine gerçekten arkadaşlarım kuyumcu titizliğiyle bakıyor.

Üretim planlamasıyla 2023'ten itibaren dünyadaki bütün konjonktürel zorluklara karşı, fırtınaya karşı, tarım gibi gıda arz güvenliği açısından son derece önemli bir başlıkta yapısal bir dönüşümü başlattık. Bu düzenlemeyle 2023 yılında % 6 eğimin altındaki yerlerde uzun yıllıklı bitkilerin yani meyve ağaçlarının dikilmesini yasakladık. Bunun yanında önce stratejik ürünlerden başlayarak üretim planlamasını devreye aldık. Bütün ürünlere yaymak için gayret ediyoruz. Bu hemen olacak bir şey değil, biliyoruz. Ama yapısal değişimin son derece önemli olduğunu söylemek istiyorum.

Diğer yandan meyve ihracatı konusunda, Karadeniz’de seyri sefer problemi maalesef şu anda bizim de en büyük sorunlarımızdan biri. İhracatçılar ürünlerin ihraç edilememesi, seyri sefer güvenliğinin olmaması sebebiyle bir zorluk yaşıyorlar. Ticaret Bakanlığımızla birlikte nasıl işlerini kolaylaştırabiliriz diye bir çalışmamız var. İnşallah o da devreye girerek problemi hafifletmiş olacağız. Bu yıl çok şükür bütün ürünlerde hakikaten çok iyi hasat verileri elde etmiş olduk. Ancak ürününüzü satamadığınızda bunun bir sürü geriye doğru komplikasyonu oluyor. Ben de bunun için bütün ülkelerle birebir görüşmeler yapıyorum. Rusya'ya gittik mesela. Karadeniz kapanınca tırlarla Rusya'ya ürün gönderilmeye başlandı. Ama onlar da biz gittiğimizde gümrükte birtakım problemlerden dolayı bizim ürünlerin geçişini kapatmışlardı. Ama görüştük, anlaştık, el sıkıştık. Daha biz ayrılmadan gümrüğü açtılar. Sonra onlarla bir konuda daha anlaşmıştık. Bizim her iki tırımızdan bir tanesini analize alıyorlardı. Bu da birikmelere sebep oluyordu. Ürünlerde problemlere sebep oluyordu. Onda da belli grup ürünlerin %20, belli grup ürünlerde %10'a kadar indirdik analiz sıklığını. Her ülke için tek tek çalışıyoruz. Bu anlamda çok yoğun bir tarım diplomasisi süreci yürütüyoruz.

'Geçen yılın yüzde 76 üzerinde yağış aldık'

Geçtiğimiz su yılında son 66 yılın en çok yağışını aldık. 2025'de kuraklıktan kırılıyorduk. İklim değişikliğinin en önemli etkisi bu. Daha da devam edecek. Bizim yapacağımız husus; taşkınları nasıl engelleyebileceğiz, kuraklıkla ilgili kuraklığa uyumlu tohumlar gıda arz güvenliği için üreteceğiz. 2025'in 1 Ekim'den 30 Eylül 2026'ya kadar Türkiye genelindeki ortalama yağış 741.6 mm oldu. Bu miktar uzun yıllar ortalaması 573.4. Onun % 30 üzerinde. Geçen yıla göre ise %76 arttı. Tersinden bakarsak geçen yıl %76 daha az yağış olmuş. Sel ile alakalı Taşkın Önleme Sistemimiz var. 72 saat öncesinde su debilerini ölçerek oraya gelmeden uyarılar yapılıyor. Hakikaten iklim değişikliği bundan sonra karşımıza bilinen ya da bilinmeyen, öngörülen ya da öngörülmeyen birçok şeyi çıkarmış olacak.

Biz 2024 yılının Şubat ayında açıklamış olduğumuz Hayvancılık Yol Haritası’ndaki bütün başlıkları tek tek uyguluyoruz. Bütün bunlardan sonra da hayvan sayımızda bir artış oldu ama biz daha çok nicelik değil niteliğe dönüp sürü yenileme konusuna odaklanmış durumdayız. İki hayvan var, ikisine de aşağı yukarı benzer bir besleme yapıyorsunuz. Birinden daha fazla verim alıyorsunuz, birinden daha az. Bir anda olabilecek şey değil. Ancak etkilerini aldığımızı söyleyebilirim hayvancılıkta.

Hayvan hastalıklarıyla mücadelede 2025'te şap konusunda Avrupa Birliği Komiseri başarımızı tebrik etti. 4 ay içerisinde o ağır vakayı bu ülke atlattı. Kabiliyetleri sebebiyle oldu bu. Yenisinin olmaması için gayret ediyoruz. Hayvan hastalıkları konusunda ciddi bir çabamız var.

Ari çiftlikler konusunda bütün Türkiye'de bir tarama başlattık. Hastalıklarla ilgili bütün tedbirlerini almış, kurallar neyse onu uygulamış olan çiftlikler demektir. Biz diyoruz ki arilikle ilgili şartları biz kolaylaştırdık ama burada hiçbir toleransımız olmayacak. Ama sen de bunun kurallarına uy, uymayanların tamamının ariliklerini iptal ettik. Çünkü ben ona dört kat daha fazla destek veriyorum. Arilik olsun diye, hayvan hastalığı olmasın diye.

Deniz Ay
Editör