Brezilya’da gerçekleştirilen devlet başkanlığı seçimleri uluslararası kamuoyu tarafından yakındı izleniyor. Dünyanın yüzölçümü bakımından beşinci büyük ülkesi olan ve nadir toprak elementleri, dev su kaynakları ile zengin ham petrol rezervleriyle dikkat çeken Brezilya, aynı zamanda küresel tarım devi konumunda bulunuyor. Bu stratejik konum, seçim sonuçlarının sadece iç politikayı değil, küresel güç dengelerini de doğrudan etkileyeceğini gösteriyor.
ABD ile ilişkilerde iki farklı vizyon
Seçim yarışında başa baş görünen adaylardan Luiz Inacio Lula da Silva, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki "Brezilya kimsenin arka bahçesi değildir" çıkışıyla dikkat çekerken, dış politikada klasik Brezilya çizgisi olan "herkesle konuşmak ve ticaret yapmak" prensibini savunuyor. Lula, Donald Trump yönetiminin bölgedeki ekonomik ve askerî baskılarına karşı çok taraflılığı güçlendirmeyi hedefliyor.
Buna karşılık, eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro'nun oğlu Flavio Bolsonaro, ABD ve diğer muhafazakâr güçlerle yakın bir ittifak kurulmasını savunuyor. Uzmanlar, Flavio Bolsonaro'nun seçilmesi hâlinde siyasi müttefiki Trump'a karşı aşırı tavizkâr bir tutum sergileyebileceğine dikkat çekiyor. Babası döneminde NATO ve OECD'ye yakınlaşma vaadiyle Dünya Ticaret Örgütü'ndeki gelişmekte olan ülke statüsünden vazgeçildiği hatırlatılırken, deneyimsiz bir lider olan Flavio'nun dış politikadaki adımlarının belirsizlik taşıdığı vurgulanıyor.
Çin ve BRICS dengesi nasıl şekillenecek?
Flavio Bolsonaro'nun olası iktidarı, Brezilya'nın Çin öncülüğündeki BRICS ülkeleriyle olan ilişkilerini de tehlikeye atabilecek unsurlar barındırıyor. Göreve gelmesi hâlinde ülkenin BRICS'te kalıp kalmayacağını gözden geçirmeyi vadettiği bilinen Bolsonaro, Pekin'in doların küresel hakimiyetini azaltma hedeflerine de karşı çıkıyor.
Ancak uzmanlar, Brezilya tarım sektörünün Çin'e olan devasa bağımlılığı ve Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin seçim sonrasında sert söylemlerini yumuşatmak zorunda kalması gibi örnekler göz önüne alındığında, ticari ilişkilerde köklü bir kopuşun beklenmediğini ifade ediyor. Buna karşın, siyasi ilişkilerin soğuyabileceği ve ABD'nin baskılarına bağlı olarak yeni bir döneme girilebileceği öngörülüyor.
Çevre politikalarında keskin ayrışma
İki aday arasındaki en belirgin farklardan biri de çevre ve iklim politikalarında ortaya çıkıyor. Lula da Silva, çevre koruma alanında Marina Silva gibi uluslararası alanda tanınan isimlerle çalışarak Küresel Güney'in sesini yükseltirken, Flavio Bolsonaro Donald Trump'ın çevre politikalarına yakın duruyor. Uzmanlar, Bolsonaro'nun seçilmesinin çevre koruma standartlarında geriye gidişe ve ülkenin uluslararası alanda yeniden yalnızlaşmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.