Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 18 ülkenin dışişleri bakanları ile Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterleri, İsrail'in Batı Şeria'daki son kararlarına karşı ortak bir yazılı açıklama yayımladı. Açıklama, İsrail'in bölgede hukuka aykırı şekilde genişlettiği kontrolünü ve yasa dışı yerleşim faaliyetlerini en güçlü ifadelerle kınadı. Resmi açıklamaya göre, bu adımların Filistin topraklarını İsrail'in 'devlet arazisi' olarak yeniden sınıflandırdığı ve yerleşim politikasında ciddi bir hızlanma yarattığı vurgulandı.
Ortak açıklamada, İsrail'in uygulamalarının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Uluslararası Adalet Divanı'nın 2024 tarihli istişari görüşü başta olmak üzere uluslararası hukukun açık ihlali olduğuna dikkat çekildi. Son alınan kararların, sahadaki gerçekliği değiştirmeye ve fiili ilhakı ilerletmeye yönelik olduğu belirtildi. Ayrıca, ABD'nin Gazze için önerdiği 20 maddelik planın da aralarında bulunduğu bölgesel barış girişimlerinin bu gelişmelerden olumsuz etkilendiği ifade edildi.
Bildiride, İsrail hükümetine söz konusu kararları derhal geri çekme ve uluslararası yükümlülüklerine uyma çağrısı yapıldı. Özellikle E1 projesinin onaylanması ve ihale sürecinin başlatılmasıyla yerleşim politikasında benzeri görülmemiş bir ivme yaşandığına işaret edildi. Bu tür adımların, Filistin Devleti'nin sürdürülebilirliğine ve iki devletli çözüm perspektifine doğrudan tehdit oluşturduğu kaydedildi.
Açıklamada, 1967'den bu yana işgal altındaki Filistin topraklarının, Doğu Kudüs dahil olmak üzere, demografik yapısını ve statüsünü değiştirmeye yönelik tüm girişimlerin reddedildiği yinelendi. İsrail'e, Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddetine son vermesi ve sorumluları hesap verebilir kılması yönünde çağrı yapıldı. Ayrıca, yasa dışı yerleşimlerin genişlemesi, zorla yerinden etme ve ilhak tehditlerine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde somut adımlar atma kararlılığı vurgulandı.
Kudüs'teki kutsal mekanların tarihi ve hukuki statüsünün korunmasının önemi bir kez daha altı çizildi; Haşimi himayesinin özel rolüne dikkat çekildi. Kudüs'teki statükonun tekrar tekrar ihlal edilmesi bölgesel istikrar için tehdit olarak tanımlandı.
Paris Protokolü uyarınca Filistin Yönetimi'ne aktarılması gereken vergi gelirlerinin İsrail tarafından serbest bırakılması talep edildi. Bu gelirlerin, Gazze ve Batı Şeria'da temel hizmetlerin sağlanması için hayati öneme sahip olduğu belirtildi.
Son olarak, 4 Haziran 1967 sınırları, Arap Barış Girişimi ve ilgili BM kararları temelinde, Orta Doğu'da iki devletli çözüme dayalı adil ve kalıcı barışa bağlılık teyit edildi. Bölgesel barış ve istikrarın, bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti'nin kurulmasıyla mümkün olacağı vurgulandı.
"İsrail'in ahiren aldığı, Batı Şeria üzerindeki hukuka aykırı kontrolünü kapsamlı biçimde genişleten bir dizi kararı en güçlü şekilde kınıyoruz. Bu değişiklikler geniş kapsamlı olup, Filistin topraklarını İsrail'in sözde 'devlet arazisi' olarak yeniden sınıflandırmakta, yasa dışı yerleşim faaliyetlerini hızlandırmakta ve İsrail idaresini daha da derinleştirmektedir."
"Bu tür eylemler, Filistin Devleti'nin yaşayabilirliğine ve iki devletli çözümün hayata geçirilmesine yönelik kasıtlı ve doğrudan bir saldırıdır. Bu bağlamda, 1967'den bu yana işgal altında bulunan Filistin Toprakları’nın, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere, demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik tüm tedbirleri reddettiğimizi yineliyoruz. Her türlü ilhaka karşıyız."
"Bakanlar, İsrail'in Filistin Yönetimi'ne ait alıkonulan vergi gelirlerini derhal serbest bırakması çağrısında bulunmaktadırlar."
"New York Bildirisi'nde de ifade edildiği üzere, İsrail-Filistin ihtilafının sona erdirilmesi bölgesel barış, istikrar ve entegrasyon için şarttır. Bölge halkları ve devletleri arasında bir arada yaşama ancak ve ancak bağımsız, egemen ve demokratik bir Filistin Devleti’nin hayata geçirilmesiyle mümkün olacaktır."