Nefes gazetesinden Nuray Babacan bugünkü köşesinde fon krizine ilişkin AK Parti kulislerinde konuşulanları aktardı.
Babacan, AK Parti üst düzey yöneticinin kendisine söylediklerini şöyle aktardı; “Partinin gördüğü göreceği en büyük kriz. Bu seçim kaybettirebilir. Çünkü miktar çok büyük… Bunu kimseye anlatamazsınız. Partiye ilişkilendirilen isimler var. Bu konunun Meclis’te araştırılmasını önce biz istemeliyiz. Cumhurbaşkanıyla bunu konuşacağız…”
Babacan’ın bugünkü köşesi şöyle;
“‘Siyasette 24 saat bile çok uzundur’ derler. Bir hafta uzaklaştığınızda başka ülkelerde 20 yılda bir görülecek olayları kaçırmış oluyorsunuz!
Fon vurgunu da böyle bir şey.
TBMM’nin yeni dönemine başlamasına günler kala patlayan fon krizi nedeniyle partideki endişenin dozu çok yüksek.
Fon vurgununu, kendilerini iktidara getiren üç sebepten biri olarak saydıkları 2000-2001 yıllarındaki bankalar krizine benzetenler var.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en derin mali krizi ve bankacılık sisteminin çöküşü olarak adlandırılan 2000 yılındaki bu olayda, zayıf sermayeli özel bankaların yüksek faiz ve kur sarmalına girmesi sonucu çöküş yaşanmış, 20’den fazla banka batmıştı. Türk ekonomisine maliyeti ise 20 milyar doların üzerinde olmuştu.
Gelişmeleri yakından izleyen bir AKP’linin yorumu ise şöyle;
“Bizi iktidara getiren üç nedenden biri olan bankalar krizine benziyor. İşin büyüklüğü daha yeterince görülmedi. Bu konuya kimse ‘kendi paralarını değerlendiriyorlar’ diye bakamaz. Birinin 163 milyon lirasını, bu kadar riskli bir alana yatırması hem bazı garantiler aldığı hem de geride riske atmadığı daha fazla parası olduğu hissi yaratıyor…”
KAYA fena düşmüş başlarına!
Vatandaşta yaratacağı etki konusunda ise herkes hemfikir.
Ekonomik sıkıntının böylesine derin olduğu bir dönemde, çoğu AKP’li isimlerden oluşan büyük bir vurgunun, iktidara kızgın olan kitlelerin tepkisini daha da arttıracağı yorumları yapılıyor:
“’Biz açken siz neler yapmışsınız’ diye bakıyor vatandaş. Bu tepkiyi kontrol etmek için derhal bir önalım yapıp, soruşturmanın genişletilmesi ve sorumlulara ceza verilmesi gerekir. Yoksa faturanın altından kalkamayız.”
Ayrıca fondaki paraların geri ödenmesi konusu da çok sıkıntılı.
“Vatandaş, yapılan ödemeleri fon şirketlerinin varlıkları üzerinden olacağını düşünmez. ‘Devletin hazinesinin bizden esirgediği paraları onlara dağıtıyorlar’ diye algılar” yorumları yapanlar var.
İktidar medyası ‘mağdurların parası ödenecek’ haberleriyle algı oluşturulmaya çalışsa da o kadar kolay değil.
“Önce 1 milyon liraya kadar olan hesaplar ödenecek” iddialarında ciddi sıkıntı var. Ekonomi bürokrasisi, bu konuda karar vermiş değil. Böyle bir ödeme yapılmasının daha büyük sorunlara neden olacağını dile getirerek itiraz edenler var.
“Fonda bir milyonu olan mağdur da 1 milyon 100 bin lirası olan mağdur değil mi?” diyenler bulunuyor.
Bu nedenle piyasa aktörleri çağrılarak ‘Nasıl çözüm bulmalıyız’ konulu toplantılar yapılacağı anlatılıyor.
İlk endişeli yorumların ardından, bu işin altından daha neler çıkacağı, kimlere uzanacağı gibi meraklı sorular soruluyor.
Tabiİ bu duruma komplo teorisi açısından bakanlar da var.
“Bunları kim sızdırıyor? Amacı ne?” gibi sorular soruluyor.
Ayrıca, 1,5 yıldır “CHP’li belediyelerde yolsuzluk yapılıyor” diye ortaya attıkları tezler de boşa düştü. Yani, AKP’lilerin görev aldığı SPK’nın denetlemesi gereken yapılarda AKP’ye yakın isimlerin “vurgunları” konuşuluyor. Rakamların büyüklüğü de iktidarın muhalefete yönelttiği iddiaları zayıflattı.
Fon yönetimi, iş takipçiliği, komisyonculuk, danışmanlık gibi son dönemlerde moda olan işler, AKP’nin yeni neslinin dilinden düşürmediği terimler. Ortak noktaları, bir AKP’li siyasinin veya üst düzey yöneticinin yakını olmaları.
Çoğunun AKP Gençlik Kollarıyla bir bağlantısı var. En deneyimlisi üç-beş yıldan beri iş dünyasında. Müthiş evlerde oturup kolay para harcıyorlar.
AKP’nin yeni neslinin profili bu!





