Uluslararası askeri tarih, su altı arkeolojisi ve küresel diplomasi çevreleri, İkinci Dünya Savaşı'nın en karanlık ve gizli sayfalarından birini aydınlatan tarihi bir keşifle çalkalanıyor. 21 Eylül 1944'te Güney Çin Denizi'nde ilerlerken, üzerinde hiçbir askeri veya insani işaret bulunmadığı için ABD savaş uçakları tarafından kargo gemisi sanılarak vurulan ve ambarlarında kapana kısılan yaklaşık 1.200 İngiliz ve Hollandalı savaş esiriyle (POW) okyanusun derinliklerine gömülen Hōfuku Maru gemisinin son dinlenme yeri bulundu. Hellships Memorial Foundation öncülüğünde, Hollanda Kültürel Miras Ajansı ve Discovery Channel desteğiyle gerçekleştirilen boylamsal arşiv taramaları ve gelişmiş sonar operasyonları, 80 yıldır yeri bilinmeyen bu gizli toplu mezarı Filipinler'in Luzon Adası açıklarında tescilledi.

ARŞİVLERDEKİ 'KESİN KANIT': GİZLİ JAPON HARİTASI BATIĞIN YERİNİ GÖSTERDİ

Tarihsel kayıtlara göre Japon İmparatorluk Ordusu, İkinci Dünya Savaşı boyunca Asya'da esir aldığı Müttefik askerlerini fabrikalarda ve madenlerde köle işçi olarak çalıştırmak üzere Japonya anakarasına taşımak için "Cehennem Gemileri" (Hell Ships) olarak adlandırılan 56 işaretsiz ticari gemi kullandı. Müttefik kuvvetlerinin gizli bir istihbarat zafiyeti nedeniyle kendi askerlerini taşıdığını bilmeden vurduğu bu gemilerden 19'u sulara gömülürken, Hōfuku Maru bu trajedilerin en büyüğüne sahne oldu. İki parçaya ayrılarak batan gemiden yalnızca 200 kadar zayıf ve hasta esir sağ kurtulabilmişti.

Batığın bulunmasını sağlayan dönüm noktası, Haziran 2025'te araştırmacı John Duresky’nin Amerikan ve Japon askeri arşivlerinde yürüttüğü siber veri taramaları sırasında ortaya çıktı. Saldırıya uğrayan konvoyun öncü gemisindeki Japon subaylar tarafından tutulan ve dijitalleştirilen gizli bir seyir günlüğü, adeta bir "kesin kanıt" (smoking gun) işlevi gördü. Belgede yer alan zaman çizelgesi ve koordinat haritası, ABD uçak gemisi USS Bunker Hill’in operasyon raporlarıyla çapraz referanslanınca, geminin tahmin edilen koordinatlardan tam 30 mil (48 kilometre) daha uzakta, San Narciso kıyısı açıklarında battığı belirlendi.

VOLKANİK KÜL TEHDİDİ VE 3D FOTOGRAMETRİ TEKNOLOJİSİ İLE MODELLEME

Ulaşılan koordinatlar doğrultusunda Filipinler, İngiltere ve Hollanda askeri ataşeliklerinin koordinasyonuyla okyanusun 50 metre derinliğine teknik dalışlar gerçekleştirildi. Ancak su altı arkeologları, 1991 yılında patlayan Mount Pinatubo Yanardağı’nın nehirler aracılığıyla denize taşıdığı sinsi volkanik küllerin batığı yavaş yavaş örtmeye başladığını rapor etti. Görüş mesafesinin mikroskobik düzeylere indiği bu zorlu su altı ortamında, geminin kimliğini tescillemek için siber görüntüleme teknolojilerinden yararlanıldı.

Deniz arkeoloğu Calvin Mires ve su altı görüntüleme uzmanı Evan Kovacs, enkaz çevresinden yüzlerce yüksek çözünürlüklü dijital fotoğraf çekti. Geliştirilen özel bilgisayar yazılımları ve fotogrametri tekniği sayesinde, kameranın sistemsel netliği kullanılarak enkazın 3 boyutlu dijital ikiz modeli oluşturuldu. Yapılan modellemeler, 1919 yapımı Hōfuku Maru'nun orijinal mimari planları, ambar konumları ve direk hizalamalarıyla birebir eşleşti. Gemi gövdesinin tam da tarihi raporlardaki gibi iki büyük parçaya bölünmüş olarak tabanda yatması, kimlik tespiti sürecini kesin olarak onayladı. Hollanda Kültürel Miras Ajansı, 8 Haziran tarihinde yayımladığı resmi açıklamayla enkazın "neredeyse kesin olarak" Hōfuku Maru olduğunu uluslararası kamuoyuna duyurdu.

SAVAŞ SUÇLARI MAHKEMESİNE KONU OLAN DEHŞET: 'YEMEK KAPLARINI SÜRGÜ YAPTIK'

Batığın güvertesinde çok sayıda insani kalıntıya (kemik dokularına) rastlandığını belirten araştırmacılar, kurbanların anısına duyulan derin saygı nedeniyle ambar içlerine girilmediğini ve batığın resmi olarak bir "Savaş Mezarı" (War Grave) statüsüne alınarak kesinlikle kazılmayacağını açıkladı. Gemi enkazının deşifre olması, Singapur'da kurulan müttefik savaş suçları mahkemelerinde Japon Başçavuş Jotani Kitaichi’nin idam edilmesine yol açan tüyler ürpertici esir tanıklıklarını da yeniden dünya gündemine taşıdı.

Mahkeme tutanaklarına geçen gizli detaylara göre; metal ambarların içinde, kaynama noktasındaki sıcaklıkta, her gün sadece 350 mililitre suyla hayatta kalmaya çalışan esirler, alan darlığı nedeniyle sırayla uzanabiliyorlardı. Ağır dizanteri ve açlık yüzünden güverteye çıkamayan esirlerin yemek kaplarını yatak sürgüsü olarak kullanmak zorunda kaldığı, salgın hastalıklar nedeniyle gemi Manila limanında beklerken 100 esirin cesetlerin yanı başında hayatını kaybettiği belgelendi. ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı DPAA enstitüsü de bu keşfin ardından, aynı bölgede Aralık 1944'te batan bir diğer esir taşıma gemisi Oryoku Maru'nun ambarlarındaki Amerikan askerlerinin naaşlarını çıkarmak için tıp ve arkeoloji tarihinin en büyük su altı operasyonlarından birini başlattı.