Türkiye ekonomisinde enflasyonun gerileme eğilimi devam ederken, hükümet finansal istikrarı ve öngörülebilirliği artırmaya odaklanıyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, son dönemde enflasyonun mayıs ayında yüzde 75,5 seviyesinden yaklaşık 45 puanlık bir düşüş yaşadığını vurguladı. Bu gelişme, özellikle reel sektör ve vatandaşlar için finansal koşulların önümüzdeki dönemde daha elverişli olacağına işaret ediyor.
Yılmaz, Ankara Ticaret Odası Congresium'da düzenlenen MÜSİAD Ankara İftarı'nda yaptığı değerlendirmede, pandemi sonrası dönemde Türkiye ekonomisinin küresel ortalamanın iki katı hızla büyüdüğünü belirtti. Resmi verilere göre, 2020-2024 arası dünya ekonomisi yüzde 15 büyürken, Türkiye yüzde 30'luk bir artış kaydetti. Bu performans, ülkenin uluslararası ekonomik konumunu güçlendirdi.
Enflasyonla mücadelede sağlanan ilerleme, Merkez Bankası ve ekonomi yönetiminin uyguladığı sıkı para ve maliye politikalarının etkisini gösteriyor. Yılmaz, finansal istikrarın ve öngörülebilirliğin artırılmasının temel öncelik olduğunu, bu doğrultuda 2026 yılında finansmana erişim ve finansal şartlarda iyileşme beklediklerini dile getirdi. Ayrıca, enflasyon ve faizlerdeki düşüş eğiliminin sürdüğünü, reel sektöre ise seçici desteklerle katkı sağlandığını ifade etti.
Türkiye ekonomisinin ilk kez 1,5 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşmasının beklendiği, kişi başına gelirin ise 18 bin dolara yaklaşacağı öngörülüyor. Bu rakamlar, ülkenin nominal dolar bazında dünyanın 16'ncı, satın alma gücüne göre ise 11'inci büyük ekonomisi olma konumunu güçlendiriyor.
Ekonomi yönetimi, para ve maliye politikalarını uyumlu ve disiplinli şekilde yürütürken, yapısal dönüşümlere ve arz yönlü politikalara da öncelik veriyor. Beş ana başlık altında toplanan bu politikalar; gıda üretiminin artırılması, konut arzının yükseltilmesi, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, lojistik altyapının güçlendirilmesi ve insan kaynağının geliştirilmesi olarak sıralanıyor.
Gıda alanında sulama yatırımlarının artırılması ve nitelikli projelerin desteklenmesi hedeflenirken, konutta ise 500 bin sosyal konut ile tasarruf odaklı, depreme dayanıklı yeni projeler öne çıkıyor. Enerji sektöründe ise yerli ve yenilenebilir kaynaklara yönelim, sanayi için öncelikli tahsisatlar ve bürokrasinin azaltılması gibi adımlar atılıyor. Lojistikte demiryolları ve organize sanayi bölgelerini limanlara bağlayan hatlar ön plana alınırken, insan kaynağında ise eğitim ile iş gücü piyasası arasındaki uyumun artırılması amaçlanıyor.
Bu kapsamlı program, ekonomik istikrarı ve büyümeyi desteklemeyi, piyasa koşullarını daha öngörülebilir ve sürdürülebilir hale getirmeyi hedefliyor. Vatandaşlar ve reel sektör için özellikle finansmana erişimde ve fiyat istikrarında iyileşmeler bekleniyor.
"Enflasyon oranını aşağıya çekmek, makro finansal istikrarımızı güçlendirmek, öngörülebilirliğimizi artırmak şu andaki politikalarımızın temel önceliğini oluşturuyor... Önümüzdeki dönem enflasyonda düşüşün devam ettiği bir dönem olacak... 2026 yılı finansa erişim açısından, finansal şartlar açısından daha olumlu bir yıl olacak... Türkiye ekonomisi nominal dolar bazında dünyanın 16. büyük ekonomisi, satın alma gücüne göreyse 11. büyük ekonomisi olacak... Bir taraftan sağlıklı para ve maliye politikaları, diğer taraftan arz yönlü politikalar ve yapısal dönüşümlerle yolumuza devam edeceğiz..."