Bulgaristan'daki bir müzede, avuç içi büyüklüğünde bir kil parçasının üzerinde 24 işaret bulunuyor. Bu işaretler, insanlığın bildiği en eski yazı olan Sümer çivi yazısından en az bin yıl daha eski. Üstelik bugüne kadar hiçbir dilbilimci bu işaretlerin ne anlama geldiğini çözebilmiş değil. Haziran 2026'da İspanyol bilim-kültür sitesi Labrujulaverde, tableti yeniden kapsamlı bir şekilde inceleyince konu uluslararası medyada tekrar gündeme geldi. İnsanlığın yazıya ilk ne zaman geçtiği sorusu hâlâ tartışılmakta ve bu küçük parça tartışmanın merkezinde yer alıyor.

Tablet, avuç içine sığacak boyutta ve kabaca bir kartpostaldan biraz daha büyük. Üzerindeki 24 işaret, dört yatay sıra halinde dizilmiş. Üçgenler, çentikler, tarak izini andıran taramalar ve iç içe geçmiş açılar mevcut. İşaretler, rastgele atılmış çizikler gibi görünmüyor; belli bir niyetle yan yana dizilmiş izlenimi veriyor.

Bulan kişi Bogdan Nikolov. 1969 yılında Bulgaristan'da, günümüzde Gradeshnitsa olarak bilinen köyün yakınında kazı yaparken bu tableti ortaya çıkardı. Tablet şu an Vratsa Bölge Tarih Müzesi'nde sergileniyor, yani isteyenler gidip kendi gözleriyle görebilir.

Sümer'den önce gelen bir tarih

Tabletin tarihi MÖ 5000-4800'e, Kalkolitik dönemin başına uzanıyor. Sümer çivi yazısı ve Mısır hiyeroglifleri ise çok daha sonra, MÖ 3200 dolaylarında ortaya çıkıyor. Yani aradaki fark bin yılı rahatça aşıyor.

Çoğumuz yazının Mezopotamya'da çamur tabletlere basılan çivi işaretleriyle başladığını öğrendik. Ancak Gradeshnitsa tableti bu sıralamaya uymuyor ve ondan binlerce yıl daha eski. İşaretler yalnız değil. Sırbistan, Romanya ve Bulgaristan'dan çıkan onlarca benzer parça, araştırmacıların "Tuna proto-yazısı" ya da Vinça sembolleri dediği geniş bir geleneği işaret ediyor. Bu bölgede binlerce yıl önce işaret çizen, bir tür görsel sistem kuran insanlar yaşıyordu.

Neden hâlâ okunamıyor?

Sorun, işaretlerin azlığı değil. Asıl mesele, bu işaretlerle karşılaştırılacak yeterli başka metinlerin elde olmaması. Onları kullanan insanların hangi dili konuştuğu da bilinmiyor. Ayrıca, Mısır hiyerogliflerini çözen Rosetta Taşı gibi çift dilli bir anahtar metin bu işaretler için henüz bulunamadı. Üç engel üst üste gelince, elde okunamayan bir parça kalıyor.

Araştırmacılar bu işaretlerin ne olduğu konusunda bir türlü uzlaşamadı. Vladimir Georgiev bunun gerçek bir yazı olduğunu savunurken, Marco Merlini işaretlerin yapılandırılmış bir sistem oluşturduğunu öne sürdü. Dilbilimci Steven Fischer ise daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor: ona göre işaretler bir dile karşılık gelmiyor. Olsa olsa betimleyici ya da simgesel bir envanter olabilir. John Chapman ise parçayı yazıdan çok "görsel iletişim" olarak yorumluyor. Açıkçası Fischer'in çekincesi kulağa daha mantıklı geliyor çünkü bir işaret dizisinin yazı sayılabilmesi için bir dili sese bağladığını kanıtlamak gerekir ve bu kanıt hâlâ mevcut değil. Ancak bunun kesin bir hüküm olmadığını da belirtmekte fayda var; tartışma bugün bile sürüyor.

Arka yüzdeki figür ne anlatıyor?

İşaretler tabletin yalnızca bir yüzünde değil. Arka yüzde, kollarını yukarı kaldırmış oldukça basit çizilmiş bir insan figürü yer almakta. Nikolov bu duruşu bir tapınma pozu olarak yorumladı.

Figürün ne anlatmak istediği konusunda kimse kesin bir bilgiye sahip değil. Bu, bir tanrıya yakarış da olabilir, sıradan bir çizim de. Belki ikisi arasında bir şeydir, belki de bambaşka bir niyetle çizilmiştir. Net olan tek şey, o kaldırılmış kolların altı bin yıl önce gerçek bir elden çıkmış olması. Geri kalanı ise şimdilik tahminlerden ibaret.

Görsel temsilidir.