Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan, Diyarbakır'da düzenlenen Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı'na mesaj yolladı.
Öcalan mesajında, iktidarın "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı süreç kapsamında demokratik entegrasyonun en önemli unsurunun yerel demokrasi olduğunu belirtti.
Öcalan, "Son yıllarda uygulanan kayyım politikasının kaynağında da yerel demokrasinin olmayışı yatar. Demokrasinin bu denli kolayca inkar edilebildiği bir ülkede, hiçbir sorun çözülemez ve çözülemediği de ortadadır" ifadelerini kullandı.
Belediyeciliğin "küçük devletçilik" olmadığını vurgulayan Öcalan, "Belediyecilik küçük devletçilik değildir. Ancak uygulanan sistem mikro devlettir. Hem felsefi hem de pratik olarak bu anlayıştan kurtulmak gerekir. Belediyeler, bir mikro devlet değil, komündür" dedi.
"TOPLUMLARIN NEFESİ OLMUŞTUR"
Öcalan'ın mesajında ayrıca şu ifadeler yer aldı:
"DEM Parti Yerel Yönetimler Konferansı’nın tüm delegasyon ve katılımcılarına;
Tarihin çoğu bölümünde toplumda yönetim anlayışı yerele, yerinde; yani kendi kendini yönetmeye dayanıyordu. Devlet geleneğinde bile öncelikli olarak yerel yönetimler kural, merkezi iktidar ise istisnaydı. Geçerli hukuk, yerelin ve bölgenin hukukuydu. Bu geleneği, son iki yüzyılda kapitalist modernitenin homojen-tekçi-katı merkeziyetçi ulus devlet modeli bozdu. Bütün sorunların ve çözümsüzlüklerin ana kaynağı, bu modeli dayatmak ve dünyaya kabul ettirmek oldu.
İki dünya savaşıyla, bu anlayışı doğuran Avrupa ülkeleri başta olmak üzere tüm dünya, faşizmin yol açtığı acıları derinden yaşadı, yaşamaya devam ediyor. 1950’lerden itibaren yerelin, bölgenin, milliyet ve kültürün hukuku, sınırlı da olsa yeniden tanımlandı ve demokratik anayasalara geçildi. Avrupa Birliği ülkelerinin kabul edip onayladığı 'Yerel Yönetimler Özerklik Şartı' da bu sürecin devamıdır. Yerel demokrasiye dönüş ülkelerin kurtuluşu, toplumların nefesi olmuştur.
Türkiye’nin önemli rolünün olduğu Ortadoğu’da yerel ve bölgesel olana demokratik ifade imkanı verilirse, sorunların çoğu daha kolay çözülebilir. Özellikle yerel demokrasi üzerindeki çekincenin kaldırılması, Türkiye’yi ikinci yüzyılda bölgede güçlü hale getirebilir. Demokratik çözüme duyarlı; hem toplumlar hem devletler için yeniden yapılanma zorunludur. Çağın genel yönü de merkeziyetçiliği azaltmak, yereli çoğaltmaktır. Akıntıya karşı kürek çekmek, direnmek var olan siyasi, ekonomik, ekolojik krizi daha da derinleştirir. Nitekim bir asır böyle heba oldu ve herkese zarar verdi.
Antidemokratik merkezi yapıların kendi kendine dönüşeceğini düşmek yanlıştır. Süreklilik kazanmış demokratik yerel ve kültürel yapıların örgütlü mücadelesi, dönüşümleri hızlandırmada belirleyici olmuştur. Yerel demokrasi ve demokratik anayasalar da böylesi mücadeleler sonucu gelişmiştir.
"Yerel demokrasi çözümün formülüdür"
'Yerel demokrasi ve demokratik anayasa' formülü, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünün de formülüdür. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde geliştirmeye çalıştığımız demokratik entegrasyonun en önemli unsuru da yerel demokrasidir. Demokratik entegrasyon ancak yerel demokrasiyle anlam kazanabilir. Son yıllarda uygulanan kayyım politikasının temelinde de yerel demokrasinin eksikliği yatar. Demokrasinin bu kadar kolayca inkar edildiği bir ülkede, hiçbir sorun çözülemez ve çözülemediği de ortadadır.
Kürt sorunu yerel yönetim düzeyinde çözüm aşamasına ulaşmıştır. Sadece Kürt sorunu bağlamında değil, Türkiye için genel yerel yönetim sorunlarını aşmanın yolu, güçlü yerel demokrasiden geçer. Yerel demokrasinin hukuk çerçevesinde güvence altına alınması en gerçekçi ve tek çözüm yoludur. Suriye, Irak ve İran için de gerekli olan, yerel demokrasinin tam ve eksiksiz uygulanmasıdır. Tüm olumsuzlukların çözümü demokratik siyaset ve yerel demokrasidir. Demokratik topluma ancak böyle ulaşmak mümkündür.
Yerel demokrasinin geliştirilmesinde yerel yönetimlerin rolü önemli ve öncüldür. Demokrasinin ve demokratik komünün ilk adımı yereldir. Demokratik komünal halk belediyeciliğinin geliştirilmesi, bu yolda ön açıcıdır. Bunun için merkeze, iktidara ve tekelciliğe değil, halka dayalı alternatif sosyal, ekonomik, ekolojik modeller geliştirilmelidir. Yerel yönetimlerin en büyük sermayesi halktır; halkın emeği birleştirilirse çözülemeyecek sorun kalmaz.
Demokratik belediyecilik anlayışı yaygınlaştırılmalıdır. Demokratik belediyecilik hareketi, geniş toplumsal bir ağ olarak köy-mahalle komünlerinden kooperatiflere, sivil toplum örgütlerinden insan hakları kuruluşlarına, kadın özgürlüğü mücadelesinden çocuk ve hayvan hakları savunucularına, gençlikten ekolojistlere kadar her alanda demokratik toplum örgütlenmesini sağlamalıdır. Kadınlar öncülüğünde çocuk, gençlik, eğitim, dil, kültür, sanat, sağlık, ekonomi ve ekoloji çalışmalarına önem verilmelidir. Üretim alanları artırılmalı, her geçen gün artan işsizliğe çözüm bulunmalıdır. Kadınlar öncülüğünde yeni yaşam alanları oluşturulmalıdır.
"Belediyecilik küçük devletçilik değildir"
Halkın yönetime katılımı ve bütün kararlara dahil edilmesi esastır. Kent Konseyleri, Kent Meclisleri kurulabilir; yurttaşlar burada toplanıp, her türlü ekonomik ve sosyal sorunlarını tartışabilir, kararlar alabilir. Demokratik halk belediyeciliği gelişirse, halk belediyesine sahip çıkar; kolay kolay kayyım atamaları gibi antidemokratik uygulamalar da gelişemez.
Belediyecilik küçük devletçilik değildir. Ancak uygulanan sistem mikro devlettir. Hem felsefi hem de pratik olarak bu anlayıştan kurtulmak gerekir. Belediyeler, bir mikro devlet değil, komündür. Avrupa’da belediyenin temeli komündür. Kürtlerde de 'kombûn'dur; kökeni binlerce yıl öncesine dayanır ve bu topraklardan Avrupa’ya uzanır.
Devlet makro düşünür ve yaklaşır, komün ise mikro çözümler üretir; aralarında diyalog, müzakere ve rekabet olur ama çatışma yaşanmaz. Böylece





